aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı




NEDEN YANLIŞ ANLAŞILIRIZ?

    Hepimizin hayatında, olmasını istediğimiz ve istemediğimiz bir çok durum vardır.Genel olarak,hepimiz refah içinde, kavga patırtı olmadan, her şeyin belirli bir düzen içinde gittiği, kötü sürprizlerin olmadığı bir yaşamı arzularız.Bu arzular doğrultusunda kararlarımız şekillenir.Şekil verme sırasında, yapmak istemediğimiz, olmasını arzu etmediğimiz durumlarla da karşılaşırız.İsteriz ki, leb demeden leblebiyi anlasınlar.Bu herkesi kendi anlayışımızda görme yanılgısıdır.Yada tam tersi, kimsenin bizi anlamadığını düşünürüz.

Herkes bizim bilinç düzeyimizde değildir.İnsanların tutum ve davranışlarını değerlendirirken,onların yaşam biçimi,eğitim ve kültürleri, yetiştikleri aile,hayat tecrübeleri davranışlarında etkilidir.Karşımıza çıkan herkesin hayatını böyle detaylıca bilemeyeceğimize göre ne yapmalıyız sorusunun cevabı önemlidir.
 
    Yapacağımız şey oldukça basittir aslında.Öyle komplike işlere hiç gerek yoktur. Öncelikle etkin dinlemeyi bilmeliyiz.Konuşurken, çoğu  insan birbirini etkin dinlemez.Dinliyormuş gibidir.Dinlediği ise, kendi düşüncelerini onaylayacak sözcükleri aralarda yakalamaktır.İnsan bunu bilinçli yapmaz.Farkında değildir.
Hani meşhur bir söz vardır ya."Herkes duymak istediğini duyar,anlamak istediğini anlar". Kırgınlıkların,beni yanlış anladın, yada ben öyle demek istememiştim diye başlayan cümlelerin, çoğu, bu nedenledir.


    Burada, koçluk çalışmalarında kullanılan bir tekniği size ısrarla tavsiye ediyorum.Karşınızdaki kişiyi dinledikten sonra, anladığınız şeyleri söyleyip,seni doğru mu anlamışım diye ona sorabilirsiniz.Anladığınızın doğru olup olmadığını  karşınızdakine mutlaka onaylattırın. Her konuda olmasa da, yaptığınız önemli görüşmelerde,sizin için önemli konularda mutlaka bunu uygulayabilirsiniz.Göreceksiniz, iletişimleriniz çok daha güçlü olacak.Yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan, yada sebebini bilemediğiniz  küslükler, hayatınızdan çıkacaktır.

  Mutlu Kalın :)

Ayşe Sarı
www.aysesari.com

13 Mart 2012 Salı


MERHABA DÜNYA, MERHABA ŞARTLANMA !
Dünyaya merhaba dediğimiz ilk andan itibaren, çevremizi yavaş yavaş tanımaya, keşfetmeye başlarız.
Büyümeye başlayıp da, algılarımız arttıkça, tanıdığımız kişi ve nesnelerin etiketlerini de, üzerine yapıştırıveririz. Bu güzel, bu çirkin, iyi, kötü, tehlikeli,.. Biz etiketleme yaparken, bizim de üstümüze aynı hızda yapıştırmalar başlar. Çok yaramazsın, ne akıllısın, uslu durursan istediğini alırım. Yemeğini yemezsen oynayamazsın. Uzuun bir listemiz olur. Etiketlenen her şey bilinçaltında sessizce bekler. Bizde, ailemizin ve çevremizin  yarattığı şartlanmalarla, kendimize şekil veririz. Yıllarla birlikte, olgunlaştığımızı zannederken, aslında çocuk aklımızla oluşturduğumuz şeklin, yetişkin versiyonunu yaşarız. Günümüzde, bilinçaltı korku kalıpları temizliği, çekirdek inanç temizliği diye internette, orada burada çarşaf çarşaf gördüğümüz yayınlar, korku temizliği denilen olayı, yine korkutarak yapar. Eyvah korkum varmış, temizlemem lazım:) Korkuyu temizlemek için, yine korkuyu kullanmak beni biraz gülümsetiyor.

 Sakin bir anınızda, gözünüzü kapatıp,  şuan bulunduğunuz yaştan, gerilere, çook gerilere gitmeyi deneyin. Hatırlayabildiğiniz en küçük yaşınıza gidin. Bulunduğunuz ortamı, o ortamda sizi mutlu eden olayları, mutsuz eden olayları, tedirgin eden olayları düşünün. Ne yapıyordunuz? Anneniz, hangi role büründüğünüzde size daha çok ilgi gösteriyordu? Babanız? Hangi davranışları gösterdiğinizde babanızın ilgisini daha yoğun hissediyordunuz?

Aile tablonuzda, kimin hangi rolü vardı? Mutlu eden olaylar kısmında, mutlu olmanızı sağlayan durum neydi? O durumda hangi hareketleriniz mutluluk ve huzur duygusunu size yaşatıyordu? Aynı şekilde mutsuz ve tedirgin olduğunuz durum ve hareketleri bugününüzle karşılaştırın. Bunu doğru tespit ederseniz, ortak noktaları fark edeceksiniz. Bu farkındalıkla, şuan da hangi olayları neden yarattığınızı, hayatınızdaki insanların görevlerini daha iyi anlayacaksınız.

Göreceksiniz ki, şuan hayatınızda olan insanların sadece adı değişmiş. Eskide varolan herkesin yerini bir başkası almış ve aynı rolü oynamaya devam ediyor. Bu rollerden sıkıldım, artık bitsin durumunda iseniz, kimin neyi neden yaptığını bilmeniz, fark etmeniz gerekli. Bu farkındalıkla istemediklerinizin işine son verebilirsiniz:) Patron sizsiniz:)

Basit bir örnekleme yaparsak, küçükken babasının hep kıymetli kızı olmuş kadınlar, yetişkin olduklarında kendi nazlarına tahammül gösterecek erkeklerin yanında kendilerini daha mutlu hissederler. Burada yaşadıkları duygu, çocukluktaki benzer durumun güncel versiyonu olduğu içindir. Aynı şekilde annelerin kıymetli oğulları da, güçlü kadınları daha çekici bulurlar. Kalıp aynıdır, kişiler değişir. Küçükken, korkunca annemizin eline sıkıca yapışırız, büyürüz, korkunca yine bir eli tutmak isteriz. Bu kez tuttuğumuz el annemizin değildir ama olay aynıdır. Öfkeli davranışların, agresifliğin, içe kapanıklığın yada aşırı sosyalliğin kökenine indiğinizde, ruhunuzun savunma mekanizmasını böylelikle çözümleyebilirsiniz. Bu şartlanmaların farkına vardığınızda, güçlü bir arzuya sahipseniz, hayatınıza çektiğiniz olayları ve kişileri de değişime uğratabilirsiniz. Doğaya bakın, yapraklar her mevsim yenileniyor, bizler ağaçları buduyoruz, daha güçlü dalları olsun diye,..

 Eskiler, insanları nitelerken, sinirlidir ama hamuru iyidir, ya da öyle iyi göründüğüne bakma, hamuru  bozuk gibi kolayca şekil alan maddeleri neden seçmişler ki? Demek ki bir şekil verme yada şekle sokma durumu var diye düşünüyorum. Gelin sizde, birilerinin sizi soktuğu  eskimiş şeklinizi bozun, yeni şeklinizi özgürce yaratın. Şimdi değişim zamanı…
Yeniliğin güzelliği hep hayatınızda olsun…
Ayşe Sarı

 ayse.sari74@gmail.com


 “Herşey dün ile geçti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım”. Hz.Mevlana




28 Temmuz 2011 Perşembe

ÖFKELİYİZ AMA KİME???

Öfke, kendi içimizde bastırdığımız bazı duygularımızın, dışa vurumudur.Sıkça öfkelenen biriyseniz eğer, şimdi biraz düşünün, en çok neye kızıyorsunuz? Gerçek kızgınlığınızın kendinize olduğunu fark edecek misiniz?


Sık sık öfkelenir misiniz? Çevrenizde sizi kızdıracak olaylar çok mu fazladır? Öfkenizi ortaya çıkaran bir olayı hatırlayın ve düşünün. Sizi kızdıran davranış, düşünce her ne ise o anda kızgınlığın dışında hangi duyguyu hissettirdi? Bunu tanımlayabilirseniz, biraz yol aldınız demektir.

İnsanın duygularını çözümlemesi uzun bir yolculuktur. Şu an bu yazıyı okurken, hadi canım ben kendimi bilmez miyim? diye de düşünübilirsiniz ama,

"Herşeyde olduğu gibi insanın da görünen ve görünmeyen iki yüzü vardır.Görünmeyen yüz, içimizdeki öfke, kıskançlık, nefret, huzursuzluk,kuşku, güvensizlik,vs......gibi birçok duygumuzu, görünen yüzümüze çok farklı, hatta hiç anlaşılmayacak  biçimlerde yansıtması için programlar."

Eşiniz yada çocuğunuz sizi dinlemediğinde kızarsınız mesela. Kızgınlığınızın sebebi sizi dinlememiş olmaları mıdır? Yoksa dinlemedikleri için, içinizden çarpıp, bölüp, toplayıp eşittir önemsenmiyorum diye düşündüğünüzden midir?


Bunu fark ettiğinizde, karşınız duran kişiye kızmayın. İçinizde, kimselerin  görmediği yüzünüzün size  ne söylemek  istediğini anlamaya çalışın.

Görünmeyen yüzünüzde yakaladığınız her duygu, size içsel huzura giden yeni bir kapıyı açacaktır.

Kapılarınızın hep açık olması dileği ile,

Ayşe SARI
aysesari74@gmail.com