hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı




NEDEN YANLIŞ ANLAŞILIRIZ?

    Hepimizin hayatında, olmasını istediğimiz ve istemediğimiz bir çok durum vardır.Genel olarak,hepimiz refah içinde, kavga patırtı olmadan, her şeyin belirli bir düzen içinde gittiği, kötü sürprizlerin olmadığı bir yaşamı arzularız.Bu arzular doğrultusunda kararlarımız şekillenir.Şekil verme sırasında, yapmak istemediğimiz, olmasını arzu etmediğimiz durumlarla da karşılaşırız.İsteriz ki, leb demeden leblebiyi anlasınlar.Bu herkesi kendi anlayışımızda görme yanılgısıdır.Yada tam tersi, kimsenin bizi anlamadığını düşünürüz.

Herkes bizim bilinç düzeyimizde değildir.İnsanların tutum ve davranışlarını değerlendirirken,onların yaşam biçimi,eğitim ve kültürleri, yetiştikleri aile,hayat tecrübeleri davranışlarında etkilidir.Karşımıza çıkan herkesin hayatını böyle detaylıca bilemeyeceğimize göre ne yapmalıyız sorusunun cevabı önemlidir.
 
    Yapacağımız şey oldukça basittir aslında.Öyle komplike işlere hiç gerek yoktur. Öncelikle etkin dinlemeyi bilmeliyiz.Konuşurken, çoğu  insan birbirini etkin dinlemez.Dinliyormuş gibidir.Dinlediği ise, kendi düşüncelerini onaylayacak sözcükleri aralarda yakalamaktır.İnsan bunu bilinçli yapmaz.Farkında değildir.
Hani meşhur bir söz vardır ya."Herkes duymak istediğini duyar,anlamak istediğini anlar". Kırgınlıkların,beni yanlış anladın, yada ben öyle demek istememiştim diye başlayan cümlelerin, çoğu, bu nedenledir.


    Burada, koçluk çalışmalarında kullanılan bir tekniği size ısrarla tavsiye ediyorum.Karşınızdaki kişiyi dinledikten sonra, anladığınız şeyleri söyleyip,seni doğru mu anlamışım diye ona sorabilirsiniz.Anladığınızın doğru olup olmadığını  karşınızdakine mutlaka onaylattırın. Her konuda olmasa da, yaptığınız önemli görüşmelerde,sizin için önemli konularda mutlaka bunu uygulayabilirsiniz.Göreceksiniz, iletişimleriniz çok daha güçlü olacak.Yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan, yada sebebini bilemediğiniz  küslükler, hayatınızdan çıkacaktır.

  Mutlu Kalın :)

Ayşe Sarı
www.aysesari.com

19 Ekim 2014 Pazar

YAŞAMINIZI YENİDEN YARATMAYA 

HAZIR MISINIZ?

RYL SERTİFİKA PROGRAMIM BAŞLIYOR.



DÜŞÜNCELER MİDİR KADERİMİZİ YARATAN?
YOKSA KADERİMİZ Mİ DÜŞÜNCELERİ YARATIR?

İNSANIN KENDİ HAYATINDA DEĞİŞİM YARATABİLMESİ ÖNCE BU BİLMECEYİ ÇÖZMESİYLE BAŞLAR.

RYL (RECREATE YOUR LİFE) "YAŞAMINI YENİDEN YARAT"

SERTİFİKA PROGRAMI İLE, KENDİ HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEYİ ÖĞRENECEKSİNİZ.
Sürdürmekte olduğumuz yaşamımızı,yeniden tasarlamak,içsel gücümüzün mucizeleriyle tanışmak ister misiniz?
"RYL"(RECREATE YOUR LİFE- YAŞAMINI YENİDEN YARAT)" eğitimim Kasım ayında başlıyor.
İsteklerinizin gerçekleşmesi bir türlü mümkün olmuyor mu?
Şans, bir şekilde sizden uzaklaşıyor mu?
Para ve bolluk, bir türlü size gelmiyor mu?
Aşk yada evlilik hayatı istediğiniz gibi gitmiyor mu?
Yaşam planınızı yeniden düzenleyerek,size engel olan nedenleri ortadan kaldırabilirsiniz.
YEDİ BÖLÜMDEN OLUŞAN EĞİTİMİM,YEDİ HAFTA SÜRECEKTİR.EĞİTİM SONUNDA,YENİ YAŞAMINIZA MERHABA DERKEN, KENDİNİZİ YENİDEN KEŞFEDECEKSİNİZ..
PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLAYANLARA, UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLECEKTİR.
EĞİTİM PROGRAMIMA KAYIT OLMAK İÇİN:05353969126 TELEFONA İLETİŞİM BİLGİLERİNİZİ BIRAKABİLİR, ayse.sari74@gmail.com  ADRESİNE MAİL ATABİLİRSİNİZ.
.BİR GRUP 7 KİŞİYLE SINIRLI OLACAKTIR.

SEVGİYLE VE FARKINDALIKLA DOLU MUTLU GÜNLER DİLİYORUM.
A
YŞE SARI

25 Haziran 2014 Çarşamba






                         KENDİ DANSINI YARATMAYA HAZIR MISIN?

“Bir ses geldi taa uzaklardan..Artık duymam zannettiğim. Biran kendime, hayal mi yaşıyorum acaba dedim . Unuttuğum, yüzleşmek istemediğim, kabul etmekten kaçındığım ne varsa beraberinde o sesle içime geldiler. Sarsılırken düşmemeye çalıştım. Ayakta durmam lazımdı. Teslim olma, dur dedi bir yanım ...Teslim olmak kontrolü bırakmak demektir.Teslim olmak, acıyı yaşamayı göze almak demektir. Öyleyse niye teslim oluyorsun, kontrol sendeyse tedbir alırsın, göreceğin zararları en aza indirirsin diye fısıldadı.
Belki de hiç zarar görmeyeceksin. Nereden biliyorsun ki ? Bilme dedi, bilme hiçbirşeyi. Bilmek zorunda değilsin. Kızgınlıkla bırak artık ! dedi  öbür  yanım.
İçimeki diğer yarım, hayır dedi fısıldayarak.Bilmelisin, bilmeden olmaz.
Bir bilenle, bilmeyenin savaşı hep böyle sürdü gitti.Kazanan kim mi oldu? Kazananı yoktu. Kaybeden ise, konuşmaların içinde kaybolanlardı..”

İnsanın kendi iç savaşı kadar, ruhuna zarar vereni  yoktur. Kişi yaşadığı mutsuzluk, yada olumsuzluklarda etrafında gelişen olay yada durumları sebep olarak görür. Burada asıl görmemiz gereken içimizde ki  iki tarafın sesini dinlerken, bize verdikleri mesajları doğru dokumaktır.
Doğru okuma becerisini kazandığımız zaman, iç savaşlarımız biter.Daha huzurlu, daha dingin, yaşamdan daha fazla keyif alan,  mutlu, enerjik bir  insana dönüşürüz. Mutluluk, dış koşullardan ancak bu şekilde özgürleşir.
Yaşadığı hayat,  hangi koşullarda olursa olsun, huzurlu ve dingin hale gelebilmiş kişi,  mutluluğu her an hisseder. Bu ruhun özgürleşmesi, içimizdeki  iki tarafın,  uyum içinde dans etmeye başlamasıdır.
Şimdi,  içindeki ritmi hisset, dans etmeye hazır mısın?

Ayşe Sarı

"Hayat, fırtınada sığınak bulmak değildir, yağmurda dans etmeyi öğrenmektir" Sherrilyn Kenyon



3 Haziran 2014 Salı





KUTSAL HAZİNE

Hayat, her şeyiyle bir bütündür. Eğrisiyle, doğrusuyla, güzeliyle ve çirkiniyle. Herşey bize ışık tutmak, karanlıkta kalan, bilmediğimiz yönlerimize dikkatimizi yöneltmemiz için hayatımızda yer alır. Fark edebilelim diye tesadüfler vardır, şanssızlıklar, şanslar, hay aksi dediklerimiz, iyiki olmuş dediklerimiz. Böyle olacağını hiç düşünememiştim dediğimiz bir dolu şey.
Facebookta, bir ara popüler bir oyun vardı. Zaman Tüneli. Hiç oynadınız mı bilmiyorum? Oyun sevmediğim halde, çok oynamıştım. Oyunda dağınık bir oda, veya bir sokak, insanlar, kısaca günlük hayattan görüntüler veriliyor, görüntülerin arasına saklanmış nesneleri bulmanız isteniyordu. Bulamadığınız zaman ipucu kullandığınızda, o nesnenin görüntüsü daha aydınlık veriliyordu ki, siz hemen fark edin diye. Bazen, gözümün önünde duran nesneyi, üzerine ışık gelince farkettiğimde öyle şaşırırdım ki.. Aaa, gözümün önündeymiş..
Gerçek hayatımızda da, kaç kez kurduk kim bilir aynı cümleyi. Nasıl fark etmemişim, nasıl anlamamışım dediğimiz birçok durum olmuştur eminim. Sizin olmasa da, benim böyle durumlarım var. Farkında olmamıza engel olan karanlığımız hepimizin içinde var. Gizlenmiş kaygılar, endişeler, gelecek korkularımız.. Bazen umudumuzu yitirmemek adına da kendi gerçeğimizden kaçmak için ürettiğimiz bahanelerimiz... Yüzleşmek istemediğimiz gerçekleri gizlemek için, zihnimiz öyle güzel bahaneler üretir ki, şaşar kalırsınız.
Gölge taraflarımızı fark edebilelim diye, kaderimizi parlatalım diye, evrenin ışık oyunlarıdır canımızı sıkan şeyler.Eskileirn deyimiyle, her şerde, bir hayır var durumu.. Keşke olmasaydı dediğiniz her olayda fark etmeniz gereken bir gölge yanınız vardır. Fark etmezseniz, kör gözüm parmağına misali tekrar eder durur, kırık plak gibi. Bana tasavvuf eğitimi veren hocam, şikayet ettiğimde hep, plağı nerede çatlattın diye sorardı. Yaşamımızdaki her şey,  negatif ve pozitif, bizim ruhumuzu özgürleştirmemiz için görev yapar. Yeter ki, ışığı üzerine tutun ve gizlenmiş korkuları aydınlatın. Buda bana ait, buda benim duygum diyerek sizde kendinizi artınızla eksinizle bir bütün olarak kabul edin. Beğenmediğiniz yönlerinizi red edip, gizlemeye çalışmayın. Bırakın herkes, sizi olduğunuz halinizle kabul etsin, böyle sevsin. Kendiniz şekle sokmakla uğraşmayın. Ömür dediğimiz vakti, kendimizi ve etrafımız şekle sokarak değil, yaşamın tadına varmak için kullanalım. Hepimizin içinde, kimsenin görmediği, bazen kendimizin bile unuttuğu bir çocuk var, sahip olduğumuz en kıymetli hazinemiz.
Çocuk neden hazinemiz hiç düşündünüz mü? Taşıdığı saf sevgiden. Saf ve masum sevgi, sadece çocuklarda vardır. İçimizdeki çocuk bu yüzden çok değerli. Ona şefkatli davranın. Kendinizi sevin önce, tüm yanlışlarınız ve doğrularınızla, bir bütün halinde. Kendinizi ikiye bölmeyin. Doğallık ve masumiyet, insanın yaşamında, kendine verebileceği en büyük hediyedir. Kendinizi şımartın. Siz bunu hak ediyorsunuz.


İçimizdeki çocuk hep coşkuyla yaşasın, sevgiyle..

Ayşe Sarı
www.aysesari.com

“Toprakta açan güller solar gider, gönülde açan güller daimidir”Hz. Mevlana

28 Mayıs 2014 Çarşamba






HAYAT

Hayatı anlamak, düzenini kavramak bazen zor geliyor mu? Hadi ya, işe bak, nasıl oluyor yahu dediğiniz hiç olmadı mı? Bunaldığınız zamanlarda, lan ne kadermiş bu dediğiniz oldu mu veya hiç şansım yok dediğiniz. Yada tam tersi ulan ne ballıyım dediğiniz anlar. Her iki durumu da yaşadığımız çok olmuştur. Hepimizin çok şanslıyım yada çok şanssızım dediği zamanlar. İsyanlarımız, sevinçlerimiz. Hepsi bir arada toplu yaşamJ)

Hayat… Çözmeye çalıştığımız bilmece. Veya çözmekle uğraşmayıp, ne halin varsa gör deyip, olanı kabullendiğimiz yaşamımız. Hepsi aynı yere varıyor zaten.  Yaşanmışlıklarla edindiğimiz tecrübeler. Bazı öğretiler buna deneyim diyor, bazısı ,imtihan.. Adı ne olursa olsun, kişinin yaşadığı deneyimler var. İnancına göre koyduğu etiketin yazısı değişiyor.
Araştırmalarıma göre, inançlara göre ritüeller değişse de, öz,  yani insana fark ettirilmek istenen aynı, hiç değişmiyor. Hepsi, iyi insan olmamızı istiyor. Her zaman iyi olmak mümkün müdür peki? Sen, kendince iyi olduğunu zannedersin. Karşındaki sana küfredebilir. İyilik ve kötülük görecelidir. Her ne yapıyorsanız, kendi içinize dönüp baktığınızda, hiçbir korkuya yenik düşmeden doğrusu buydu diyorsanız eğer, o sizin için doğru olandır. Burada anahtar sözcük, kendi içimize dürüstçe bakarak, hiçbir korkuya yenik düşmeden kısmıdır. Bunu en iyi, kişinin kendisi bilir.
Kendimizden, varlığımızdan mutlu olduğumuz anların çoğalması, hayatı her şeyiyle kucakladığımız, huzurlu bir yaşam dileğimle, sevgiyle ve huzurla…

Ayşe Sarı

“Hayat, kendimizi keşfetmek için, yaşadığımız sonsuz yolculuktur."

19 Mayıs 2014 Pazartesi



AKIŞTA OL  DEDİKLERİ:))
 

Kaç kez sıkıştığınızı, çözümsüz kaldığınızı hissettiniz? İkilemde kaldığınızı, hangisini yapsam daha doğru olur diye düşünmekten baş ağrıları yaşadığınızı?
Hayatın yolları niye tümseklerden oluşur ki? Şöyle otoban kıvamında, dört şerit asfalt yol:)) Tadından yenmezdi. Cümleye dikkat ettiniz mi peki? Tadından yenmezdi dedim. Türkçede böyle bir deyim var. Tadından yenmemek. Olsun da yemeyelim diyeceğim bende.

Bazen her şey kol kola girip, halay çekerek üstümüze gelir. Bazen kişisel düzenimiz yerinde görünse bile, ağzımızın tadını bozacak bir şeyler çıkar. Çocuğun  yazılısı kötü geçer,tam imza atacakken anlaşma bozulur, kredi kartının ekstresi fazla gelir, bir bakmışsın yine benzine zam gelir, v.s,v.s… Hal böyleyken, durmadan birşeylerle mücadele halinde iken, gel de sinirini zıplatma.Gel de öfkelenme, gel de sakin ol.Gel de sev her şeyi. Mümkün müdür bu? İçsel huzuru korumak nasıl olur ki? Kişisel gelişim yazılarında, facebookta, şurda burda, akışta ol diye  birşeyler paylaşıyorlar.Akışa bırak, akışa bırak.Olsak olsak lav olup, yanardağlardan akarız diyeceğim geliyor bazen.

Hiç öfkelenmeyecek miyiz? Hiç kızmayacak mıyız? Kırılmayacak mıyız?  İnsanız kardeşim, robot değiliz ki.. Duygularımız var, hem de en babasından. Ne olacak, hep bastıracak mıyız? Elbetteki hayır!!

Bastırdığımız duygular, düdüklü tencere misali patlar bir an, hemde küçücük bir şeyden.Bazen duyarsınız, yaa hiçbir şey yokken, birden çıldırdı deriz. Aa, sana ne dedim ki bu kadar alındın deriz. Duygu patlamasını yaratan o an yaptığınız değildir ki. İçerde birikmiş, bastırılmış ne varsa, incir çekirdeğini doldurmayan bir olayda dışarı fırlar. Çünkü istihap haddi dolmuştur. Artık taşıyamıyorum der özünüz. Yeter artık diye bağırır. Tüm bunlar, kendimizi istediğimiz gibi ifade edememekten kaynaklanır. Bazen ayıp olmasın diye, bazen karşımızdaki kırılmasın  diye, bazen patron kızar diye. Tutarız tutarız, sonra bumm..

Akışta olmaktan yola çıkıp, konuyu bastırılmış duygulara neden getirdim diye  merak etmiş olabilirsiniz. Burada sözü edilen ilen akış, duyguların akışıdır. İşin püf noktası şu arkadaşlar. Örneğin,bir durum yaşadınız, kızdınız. Dikkat etmeniz gereken tek şey, duygularınızın analizini yapmaktır. Sizde kızgınlık duygusunu yaratan davranış yada olay neydi? Bu olayda kızgınlığın arkasına gizlenmiş başka  hangi duyguları yaşadınız? Sır, görünende değil aslında.O maskesi.Sır, onun arkasına saklanmış duygularda:)

Yaşadığınız,  gerçek bir olay üzerinde açıklamak çok daha somut  olurdu ama, buradan ancak genel ifadelerle anlatabiliyorum.
Akışta olmayı yaşamak: Birinci aşamada olanlar için, olumlu ya da olumsuz, günlük hayatımız içerisinde hissettiğimiz duyguların analizini yaparak, onların arkasına gizlenenleri çözmek . Şifre çözücü gibi:) Görünen ve görünenin arkasındaki.. Bu, kendini keşfetme yolundaki ilk adımdır. Sakinliğini koruyamayabilirsin. Çok doğaldır. Kendini analiz etmeye devam et.

Emin olun, ikinci adımda bu analizleri daha serinkanlı yapacaksınız.
Üçüncü adımda, ki bana göre tadından yenmeyen kısım burasıdır; Kendini dışardan izlersin. Çok eğlencelidir:) Bu içsel yolculukta, kendine tanık olmak diye anlatılan durumdur. 

Hayat, insanın kendini keşfetmesi için tasarlanmış bir oyundan ibaret. Bu dünyaya gelirken, herkes oyunda bir rol seçmiş. Aslında herkesin geliş amacı aynı. Hepimiz değerliyiz, hepimiz biriz, hepimiz önemliyiz diye anlatılmak istenen budur. Basit bir örnekle, bir filmdeki kötü karakteri sevmeyiz ama,  filmin oyuncusudur. İyi karakterde öyle. Şimdi söyleyin hangi oyuncu önemsiz?? Hepsi önemli değil mi? Birini çıkartırsak, senaryo bozulur. Ne gereksiz insan diye gördüğünüz kişiler varsa, unutmayın, sizin senaryonuzda onun mutlak bir rolü vardır, keşfetmeye çalışın.

 Yaradan, hiçbir şeyi sebepsiz sokmaz hayatımıza. Bizden istediği tek bir şey vardır. Kendi özümüzü keşfetmemiz. Tüm öğretilerin amacı budur. Bunu fark ettiğinizde, içinizdeki huzur kapısını açmış olursunuz.
Keşfimiz daim olsun, sevgiyle ve aşkla…


Ayşe Sarı

 "Keşfetmek için yaşıyorsan, her an yeni bir keşiftir" 


12 Ağustos 2013 Pazartesi


HAYATA İNAT..

Bugün tüm duygularımı gömesim var. İçimdeki tüm inançları, inanmışlığı. Bunu mu yaptırmak istiyorsun hayat? Bugüne kadar tüm yaşanmışlıklara inat kaybetmediğim inancımı yok edeyim mi istiyorsun, söyle? Hep sobeledin beni, öğren artık dedin.

 Dedin de öğrenemedim ki ben. İnadına direndim içimdeki saflığa tutundum. Safça inancım korudu beni, senin yakıcı sobelerinden. Yandım ama, saflıktı yangınımı serinleten

Öğrendim ki saflık dokunulmazlıkmış. Renkli film son versiyon oyunları, siyah-beyaza çevirip hakikatini gösterip beni kolladığın için teşekkürler dokunulmaz saflığım. Hiçbirşey bozamadı seni bugüne kadar. Sen beni sobelemeye çalışırken, tüm haylazlığımla guguuk diyorum sana hayat. Burdayım işte, acımadı kii:)))



5 Temmuz 2013 Cuma

SENİ SEVİYORUM HAYAT!!


Bir metrekarelik  pencereden, gökyüzüne bakıp, evreni kucakladığın olur mu hiç? Tüm insanlığı içine, o küçücük kalbine sığdırdığın...Seni seviyorum hayat, gökyüzü kararsa da bazen, ardından çıkan güneşini, çılgın gibi yağan yağmurunda çıkan toprağın kokusunu, esen rüzgarın içindeki çiçeklerin kokusunu.... Köşe başındaki simitçinin, yaşadığı zorluklara rağmen, mücadelesine  tutunuşunu....Seni seviyorum hayat, çapkınca bana göz kırpışını...Seviyorum....Seni ve beraberinde getirdiğin herşeyi..Seviyorum, seviyorum işte...Seni sevmeyi seviyorum...Gözümü budaktan esirgemeden, bodoslama seviyorum ....Işığa tutkun pervane gibi, saf sevgiye tutkunum, yanacağımı bile bile...
Ey aşk, güzel gönül,kalbimdeki çarpıntını,içimdeki heyecanını seviyorum...Bir dur, bir bak kendine diyorum.Yok, durmuyorum.Hayatla yol alıyorum.İçimdeki sonsuzlukla,kalbimdeki çırpınışla,gözümdeki yaşlarla gülümsüyorum hayatıma.
Biliyorum ki güneş, her zaman var,orada ve o da bana gülümsüyor.Karşılıklı bakışıyoruz,kur yapıyoruz birbirimize kimselere çaktırmadan.. Birbirimizden haberimiz yokmuş  gibi..
Bazen yoruyorsun beni,ilk tenhada kendimle kucaklaşıyorum kimselere belli etmeden, hasret gideriyorum kendimle.Ne güzelsin diyorum,  bedenime sığmayan kalbime bakıp,bazen  şaşıyorum kendime.İlk fırsatta buluşma sözüyle ayrılırken  kendimden, yüzümü  gözümü boyuyorum, makyaj yapıyorum bildiğin..Karışıyorum yine kalabalığın arasına.Makyaj kalabalığa uymak için. Farketmesinler diye.Özgürce dolaşıyorum, kalabalığın içinde fark edilmeden.
Hayatın kokusunu içime çekiyorum,ciğerlerim patlayıncaya, soluksuz kalıncaya kadar.Seni solumalıyım diyorum hayata.Öyle ki sen ve ben bir olmalıyız, iç içe, ayrılmadan, aşıklar gibi.
 Ben seni çok seviyorum hayat.Sade seni yaşamak için tüm eylemlerim,isyanlarım, herşeyim..
Bazen kalabalığında nefesim tıkanıyor, o zaman  yine kaçıyorum  ilk tenhaya, tüm boyalarımı temizliyorum kendimle buluşurken.Dokununca ellerime bulaşıyor boyalarım,çıkarabildiğim kadar çıkarıyorum.Saf güzelliğimi görebileyim diye.Her buluşmada daha az boya kalıyor elimde,gittikçe şeffaflaşıyorum sanki.Boya tutmayacak gibi artık.Nefes alıyor tüm hücrelerim...Böyle çıplak mıyım ne? Aldığım nefesi tüm bedenimde hissediyorum.Korkuyorum.Böyle çıplak ve boyasız çıkarsam kalabalığa,şeffaflığı fark etmezler,kırılacağımdan korkuyorum.Saydam bedenimle,boyasız girebilir miyim ki kalabalığa?
Bu kez tenhadan, ilk kalabalığı kolluyorum. Sessizce süzülürken aralarına,boyasız birçok bedenle karşılaşıyorum şimdi.Boyasız çıplakların kalabalığı sarıyor etrafımı.Artık her an tenhadaymışım gibi,hayatı ortak soluyorum onlarla. Derin derin çektiğim nefeslerle, ölürken dirilmişcesine  etrafa gülümsüyorum hu diyerek.
Güneş, boyasız  çıplakların tenine yansırken, renklerinin  güzelliğine bakıp   hay allah diyorum.Birden koyu bir lacivert kapatıveriyor güneşi, sonsuz bir karanlığa bürüyor heryeri. Tüm kalabalık, boyalısı, boyasızı,cümle alem nefesini tutuyor sanki beklerken...Yavaş yavaş lacivertin sonsuzluğundan güneşin, turuncuları görünüyor az sonra. O güzel turuncu beyaz ışık  yavaş yavaş yırtarken laciverti, tuttuğu nefesi de yavaşca salıyor cümle alem. Derinden bir ohh sesi yankılanıyor semaya,  korkuttun bizi, aşk  olsun.....
Ve öyle de oldu.AŞK OLSUN:)))

25 Şubat 2012 Cumartesi

Hayat Oyunları













Yaşam, kendi döngüsünü sürdürürken, bazen midemize yumruk yemişçesine acı duyduğumuz beklenmedik olaylar yaşarız. Bazen de büyük sevinçler… İçinde bulunduğumuz  şuana kadar, yaşadıklarımızı bir an düşündüğümüzde, film kıvamındaki hayatımızda ne çok şey geçmiştir. Acı, tatlı, komik bir sürü şey. Bazen istediğimiz gibi olmuştur , bazen de hiç istemediğimiz olayları yaşamak zorunda kalmışızdır. Geleceğimizi merak ederiz ne olacak diye düşünürüz elde olmadan. Düşünceler, kaygı taşıyorsa eğer, çırpınıp dururuz kimseye belli etmeden. Olaylara hangi yönden bakıyorsanız, size o yüzünü gösterecektir hayat… İşin sadece sıkıntı boyutunda iseniz, sıkıntıyla yaşarsınız, farkına varmadan…  Hangi pencereden bakıyorsunuz? Gökyüzünü hep bulutlu görenler, aralardaki mavilikleri asla fark etmezler,  aslında mavilikler hep ordadır. Biz, neyi istemediğimize öyle takılırız ki, asıl istediğimizi görmeyiz.
Oysa teşekkür edeceğimiz, şükredeceğimiz onca şey vardır,  farkında  olmadığımız. Görmek,  işitebilmek, koklamak, konuşmak gibi… Doğarken sahip olduğumuz, kaybetmedikçe  değerini bilmediğimiz beş duyumuz gibi… Sadece görebildiğiniz için hiç mutlu oldunuz mu? Zenginlik durumu banka hesabı mıdır? Fakir edebiyatı yapmıyorum. İç huzuruyla yaşamak kadar değerli ne vardır ki? Söyleyebilir misiniz? Paranın her zaman huzur getirdiği doğru mudur? Koşullara bağlayarak huzuru bulamazsanız, koşulun olduğu yerde erteleme vardır. Yaşamınız ertelenecek kadar önemsiz midir?
Her şey yolundaysa, çok şükür işler iyi, çok şükür işler yolunda deriz.  Terslikler varsa hayatımızda, şikayet durumuna geçmişizdir . Eğer orta yaş üzerindeyseniz, sağlığım iyi, buna da şükür diye replik değişir hemen.
Problemler her zaman hayatın içinde  vardır oysa...   Burada, huzur duygusunu  bize unutturan şey, problemler değil, ruh halimizdir. Bizim, sorunları yaşarken, ortaya koyduğumuz duygulardır. Hayatınıza huzur getirecek adımları atmazsanız,  stresle  yaşarsınız.  
Biz, kendimizi tüm samimiyetimizle kabullenmemişken, dünyadaki varlığımızdan mutlu değilken, yaratıldığımız için teşekkür etmemişken, hayatı ve getirdiklerini nasıl kabulleniriz ki? Bu dünyaya acı çekmek için geldiğinizi hiç düşündüğünüz olmadı mı? İçimizde gizli kalmış bir sürü öfkeyle yaşadığımızın farkında mıyız? Hep bir şeyleri tamamlamaya uğraşırız.  Oysa ki  tamamlamak  durumunda olduğumuz tek şey hayattır. Bize verdiklerine ve vermediklerine teşekkür ederek, vermediklerinin de bir sebebi olduğunu düşünerek sakin durmalıyız.


Yaşamımızdaki iniş çıkışların içinde savrulmadan,  kendi gücümüzü keşfetmenin ilk adımı  varolanı kabullenmektir. Kabullenmenin ilk adımı kendimizi sevmekle başlar. Kendini sevmek, hayatı sevmektir derler. Herkes kendini sevdiğini zanneder, oysa sevenler çok azdır. Bunu anlamak için aynada kendinize bakıp, tüm içtenliğinizle gülümseyin. Ne kadar samimi buldunuz merak ediyorum. Çok sevdiğiniz birisini gördüğünüzdeki gibi mi? Kendi yansımanıza bakarken gözleriniz parlıyor mu? Coşkuyla,  gözleriniz parlayarak kendinize bakabiliyorsanız, gerçekten kendini sevenlerdensiniz demektir.
Güne başlarken, içten, sımsıcak bir gülümsemeyle kendinize bakın ve seni seviyorum deyin  Yaşadığımız anı güzelleştirmek her zaman bizim elimizdedir. Unutmayın değişen olaylar değil, sadece duygulardır. Gülümseyin, griliklerin arasındaki maviliği göreceksiniz. Farkedilmek için sadece gülümsemenizi bekliyor, orada ve her zaman olduğu yerde duruyor.
Sevgiyle Kalın,
Ayşe Sarı
ayse.sari74@gmail.com



“Deme bu neden böyle, yerindedir o öyle! Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler…..”