hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şubat 2015 Salı
NEDEN YANLIŞ ANLAŞILIRIZ?
Hepimizin hayatında, olmasını istediğimiz ve istemediğimiz bir çok durum vardır.Genel olarak,hepimiz refah içinde, kavga patırtı olmadan, her şeyin belirli bir düzen içinde gittiği, kötü sürprizlerin olmadığı bir yaşamı arzularız.Bu arzular doğrultusunda kararlarımız şekillenir.Şekil verme sırasında, yapmak istemediğimiz, olmasını arzu etmediğimiz durumlarla da karşılaşırız.İsteriz ki, leb demeden leblebiyi anlasınlar.Bu herkesi kendi anlayışımızda görme yanılgısıdır.Yada tam tersi, kimsenin bizi anlamadığını düşünürüz.
Herkes bizim bilinç düzeyimizde değildir.İnsanların tutum ve davranışlarını değerlendirirken,onların yaşam biçimi,eğitim ve kültürleri, yetiştikleri aile,hayat tecrübeleri davranışlarında etkilidir.Karşımıza çıkan herkesin hayatını böyle detaylıca bilemeyeceğimize göre ne yapmalıyız sorusunun cevabı önemlidir.
Yapacağımız şey oldukça basittir aslında.Öyle komplike işlere hiç gerek yoktur. Öncelikle etkin dinlemeyi bilmeliyiz.Konuşurken, çoğu insan birbirini etkin dinlemez.Dinliyormuş gibidir.Dinlediği ise, kendi düşüncelerini onaylayacak sözcükleri aralarda yakalamaktır.İnsan bunu bilinçli yapmaz.Farkında değildir.
Hani meşhur bir söz vardır ya."Herkes duymak istediğini duyar,anlamak istediğini anlar". Kırgınlıkların,beni yanlış anladın, yada ben öyle demek istememiştim diye başlayan cümlelerin, çoğu, bu nedenledir.
Burada, koçluk çalışmalarında kullanılan bir tekniği size ısrarla tavsiye ediyorum.Karşınızdaki kişiyi dinledikten sonra, anladığınız şeyleri söyleyip,seni doğru mu anlamışım diye ona sorabilirsiniz.Anladığınızın doğru olup olmadığını karşınızdakine mutlaka onaylattırın. Her konuda olmasa da, yaptığınız önemli görüşmelerde,sizin için önemli konularda mutlaka bunu uygulayabilirsiniz.Göreceksiniz, iletişimleriniz çok daha güçlü olacak.Yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan, yada sebebini bilemediğiniz küslükler, hayatınızdan çıkacaktır.
Mutlu Kalın :)
Ayşe Sarı
www.aysesari.com
19 Ekim 2014 Pazar
YAŞAMINIZI YENİDEN YARATMAYA
HAZIR MISINIZ?
RYL SERTİFİKA PROGRAMIM BAŞLIYOR.
DÜŞÜNCELER MİDİR KADERİMİZİ YARATAN?
YOKSA KADERİMİZ Mİ DÜŞÜNCELERİ YARATIR?
İNSANIN KENDİ HAYATINDA DEĞİŞİM YARATABİLMESİ ÖNCE BU BİLMECEYİ ÇÖZMESİYLE BAŞLAR.
RYL (RECREATE YOUR LİFE) "YAŞAMINI YENİDEN YARAT"
SERTİFİKA PROGRAMI İLE, KENDİ HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEYİ ÖĞRENECEKSİNİZ.
SEVGİYLE VE FARKINDALIKLA DOLU MUTLU GÜNLER DİLİYORUM.
AYŞE SARI
Sürdürmekte olduğumuz yaşamımızı,yeniden tasarlamak,içsel gücümüzün mucizeleriyle tanışmak ister misiniz?
"RYL"(RECREATE YOUR LİFE- YAŞAMINI YENİDEN YARAT)" eğitimim Kasım ayında başlıyor.
İsteklerinizin gerçekleşmesi bir türlü mümkün olmuyor mu?
Şans, bir şekilde sizden uzaklaşıyor mu?
Para ve bolluk, bir türlü size gelmiyor mu?
Aşk yada evlilik hayatı istediğiniz gibi gitmiyor mu?
Yaşam planınızı yeniden düzenleyerek,size engel olan nedenleri ortadan kaldırabilirsiniz.
YEDİ BÖLÜMDEN OLUŞAN EĞİTİMİM,YEDİ HAFTA SÜRECEKTİR.EĞİTİM SONUNDA,YENİ YAŞAMINIZA MERHABA DERKEN, KENDİNİZİ YENİDEN KEŞFEDECEKSİNİZ..
PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLAYANLARA, UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLECEKTİR.
"RYL"(RECREATE YOUR LİFE- YAŞAMINI YENİDEN YARAT)" eğitimim Kasım ayında başlıyor.
İsteklerinizin gerçekleşmesi bir türlü mümkün olmuyor mu?
Şans, bir şekilde sizden uzaklaşıyor mu?
Para ve bolluk, bir türlü size gelmiyor mu?
Aşk yada evlilik hayatı istediğiniz gibi gitmiyor mu?
Yaşam planınızı yeniden düzenleyerek,size engel olan nedenleri ortadan kaldırabilirsiniz.
YEDİ BÖLÜMDEN OLUŞAN EĞİTİMİM,YEDİ HAFTA SÜRECEKTİR.EĞİTİM SONUNDA,YENİ YAŞAMINIZA MERHABA DERKEN, KENDİNİZİ YENİDEN KEŞFEDECEKSİNİZ..
PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLAYANLARA, UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLECEKTİR.
EĞİTİM PROGRAMIMA KAYIT OLMAK İÇİN:05353969126 TELEFONA İLETİŞİM BİLGİLERİNİZİ BIRAKABİLİR, ayse.sari74@gmail.com ADRESİNE MAİL ATABİLİRSİNİZ.
.BİR GRUP 7 KİŞİYLE SINIRLI OLACAKTIR.
SEVGİYLE VE FARKINDALIKLA DOLU MUTLU GÜNLER DİLİYORUM.
AYŞE SARI
25 Haziran 2014 Çarşamba
KENDİ DANSINI YARATMAYA
HAZIR MISIN?
“Bir ses geldi taa
uzaklardan..Artık duymam zannettiğim. Biran kendime, hayal mi yaşıyorum acaba
dedim . Unuttuğum, yüzleşmek istemediğim, kabul etmekten kaçındığım ne varsa
beraberinde o sesle içime geldiler. Sarsılırken düşmemeye çalıştım. Ayakta durmam
lazımdı. Teslim olma, dur dedi bir yanım ...Teslim olmak kontrolü bırakmak
demektir.Teslim olmak, acıyı yaşamayı göze almak demektir. Öyleyse niye teslim
oluyorsun, kontrol sendeyse tedbir alırsın, göreceğin zararları en aza
indirirsin diye fısıldadı.
Belki de hiç zarar
görmeyeceksin. Nereden biliyorsun ki ? Bilme dedi, bilme hiçbirşeyi. Bilmek
zorunda değilsin. Kızgınlıkla bırak artık ! dedi öbür yanım.
İçimeki diğer yarım,
hayır dedi fısıldayarak.Bilmelisin, bilmeden olmaz.
Bir bilenle,
bilmeyenin savaşı hep böyle sürdü gitti.Kazanan kim mi oldu? Kazananı yoktu.
Kaybeden ise, konuşmaların içinde kaybolanlardı..”
İnsanın kendi iç savaşı kadar, ruhuna zarar vereni yoktur. Kişi yaşadığı mutsuzluk, yada
olumsuzluklarda etrafında gelişen olay yada durumları sebep olarak görür.
Burada asıl görmemiz gereken içimizde ki
iki tarafın sesini dinlerken, bize verdikleri mesajları doğru
dokumaktır.
Doğru okuma becerisini kazandığımız zaman, iç savaşlarımız
biter.Daha huzurlu, daha dingin, yaşamdan daha fazla keyif alan, mutlu, enerjik bir insana dönüşürüz. Mutluluk, dış koşullardan
ancak bu şekilde özgürleşir.
Yaşadığı hayat, hangi
koşullarda olursa olsun, huzurlu ve dingin hale gelebilmiş kişi, mutluluğu her an hisseder. Bu ruhun
özgürleşmesi, içimizdeki iki tarafın, uyum içinde dans etmeye başlamasıdır.
Şimdi, içindeki ritmi
hisset, dans etmeye hazır mısın?
Ayşe Sarı
3 Haziran 2014 Salı
KUTSAL HAZİNE
Hayat, her şeyiyle bir bütündür. Eğrisiyle,
doğrusuyla, güzeliyle ve çirkiniyle. Herşey bize ışık tutmak, karanlıkta kalan,
bilmediğimiz yönlerimize dikkatimizi yöneltmemiz için hayatımızda yer alır. Fark
edebilelim diye tesadüfler vardır, şanssızlıklar, şanslar, hay aksi
dediklerimiz, iyiki olmuş dediklerimiz. Böyle olacağını hiç düşünememiştim
dediğimiz bir dolu şey.
Facebookta, bir ara popüler bir
oyun vardı. Zaman Tüneli. Hiç oynadınız mı bilmiyorum? Oyun sevmediğim halde,
çok oynamıştım. Oyunda dağınık bir oda, veya bir sokak, insanlar, kısaca günlük
hayattan görüntüler veriliyor, görüntülerin arasına saklanmış nesneleri
bulmanız isteniyordu. Bulamadığınız zaman ipucu kullandığınızda, o nesnenin
görüntüsü daha aydınlık veriliyordu ki, siz hemen fark edin diye. Bazen,
gözümün önünde duran nesneyi, üzerine ışık gelince farkettiğimde öyle şaşırırdım
ki.. Aaa, gözümün önündeymiş..
Gerçek hayatımızda da, kaç kez
kurduk kim bilir aynı cümleyi. Nasıl fark etmemişim, nasıl anlamamışım
dediğimiz birçok durum olmuştur eminim. Sizin olmasa da, benim böyle durumlarım
var. Farkında olmamıza engel olan karanlığımız hepimizin içinde var. Gizlenmiş
kaygılar, endişeler, gelecek korkularımız.. Bazen umudumuzu yitirmemek adına da
kendi gerçeğimizden kaçmak için ürettiğimiz bahanelerimiz... Yüzleşmek
istemediğimiz gerçekleri gizlemek için, zihnimiz öyle güzel bahaneler üretir
ki, şaşar kalırsınız.
Gölge taraflarımızı fark
edebilelim diye, kaderimizi parlatalım diye, evrenin ışık oyunlarıdır canımızı
sıkan şeyler.Eskileirn deyimiyle, her şerde, bir hayır var durumu.. Keşke olmasaydı dediğiniz her olayda fark etmeniz gereken bir
gölge yanınız vardır. Fark etmezseniz, kör gözüm parmağına misali tekrar eder
durur, kırık plak gibi. Bana tasavvuf eğitimi veren hocam, şikayet ettiğimde
hep, plağı nerede çatlattın diye sorardı. Yaşamımızdaki her şey, negatif ve pozitif, bizim ruhumuzu özgürleştirmemiz
için görev yapar. Yeter ki, ışığı üzerine tutun ve gizlenmiş korkuları aydınlatın.
Buda bana ait, buda benim duygum diyerek sizde kendinizi artınızla eksinizle
bir bütün olarak kabul edin. Beğenmediğiniz yönlerinizi red edip, gizlemeye
çalışmayın. Bırakın herkes, sizi olduğunuz halinizle kabul etsin, böyle sevsin.
Kendiniz şekle sokmakla uğraşmayın. Ömür dediğimiz vakti, kendimizi ve
etrafımız şekle sokarak değil, yaşamın tadına varmak için kullanalım. Hepimizin
içinde, kimsenin görmediği, bazen kendimizin bile unuttuğu bir çocuk var, sahip
olduğumuz en kıymetli hazinemiz.
Çocuk neden hazinemiz hiç düşündünüz mü? Taşıdığı saf sevgiden. Saf ve masum sevgi, sadece çocuklarda vardır. İçimizdeki
çocuk bu yüzden çok değerli. Ona şefkatli davranın. Kendinizi sevin önce, tüm
yanlışlarınız ve doğrularınızla, bir bütün halinde. Kendinizi ikiye bölmeyin. Doğallık
ve masumiyet, insanın yaşamında, kendine verebileceği en büyük hediyedir. Kendinizi
şımartın. Siz bunu hak ediyorsunuz.
İçimizdeki çocuk hep coşkuyla yaşasın, sevgiyle..
Ayşe Sarı
www.aysesari.com
“Toprakta açan güller solar
gider, gönülde açan güller daimidir”Hz. Mevlana
Etiketler:
çocuk,
Facebook,
farkındalık,
gölge,
hayat,
hazine,
ışık,
kutsal,
masum,
sevgi,
tesadüf,
zaman
28 Mayıs 2014 Çarşamba
Hayatı anlamak, düzenini kavramak bazen zor geliyor mu? Hadi
ya, işe bak, nasıl oluyor yahu dediğiniz hiç olmadı mı? Bunaldığınız
zamanlarda, lan ne kadermiş bu dediğiniz oldu mu veya hiç şansım yok dediğiniz.
Yada tam tersi ulan ne ballıyım dediğiniz anlar. Her iki durumu da yaşadığımız
çok olmuştur. Hepimizin çok şanslıyım yada çok şanssızım dediği zamanlar.
İsyanlarımız, sevinçlerimiz. Hepsi bir arada toplu yaşamJ)
Hayat… Çözmeye çalıştığımız bilmece. Veya çözmekle
uğraşmayıp, ne halin varsa gör deyip, olanı kabullendiğimiz yaşamımız. Hepsi
aynı yere varıyor zaten.
Yaşanmışlıklarla edindiğimiz tecrübeler. Bazı öğretiler buna deneyim
diyor, bazısı ,imtihan.. Adı ne olursa olsun, kişinin yaşadığı deneyimler var. İnancına
göre koyduğu etiketin yazısı değişiyor.
Araştırmalarıma göre, inançlara göre ritüeller değişse de,
öz, yani insana fark ettirilmek istenen
aynı, hiç değişmiyor. Hepsi, iyi insan olmamızı istiyor. Her zaman iyi olmak
mümkün müdür peki? Sen, kendince iyi olduğunu zannedersin. Karşındaki sana
küfredebilir. İyilik ve kötülük görecelidir. Her ne yapıyorsanız, kendi içinize
dönüp baktığınızda, hiçbir korkuya yenik düşmeden doğrusu buydu diyorsanız
eğer, o sizin için doğru olandır. Burada anahtar sözcük, kendi içimize dürüstçe bakarak, hiçbir korkuya yenik
düşmeden kısmıdır. Bunu en iyi, kişinin kendisi bilir.
Kendimizden, varlığımızdan mutlu olduğumuz anların
çoğalması, hayatı her şeyiyle kucakladığımız, huzurlu bir yaşam dileğimle,
sevgiyle ve huzurla…
Ayşe Sarı
“Hayat, kendimizi keşfetmek için, yaşadığımız sonsuz yolculuktur."
Etiketler:
çözüm,
çözümsüzlük,
hayat,
huzur,
ikilem,
iyilik,
kötülük,
Mutluluk,
ritüel,
sabır,
yaşam
19 Mayıs 2014 Pazartesi
AKIŞTA OL DEDİKLERİ:))
Kaç kez
sıkıştığınızı, çözümsüz kaldığınızı hissettiniz? İkilemde kaldığınızı,
hangisini yapsam daha doğru olur diye düşünmekten baş ağrıları yaşadığınızı?
Hayatın
yolları niye tümseklerden oluşur ki? Şöyle otoban kıvamında, dört şerit asfalt
yol:)) Tadından yenmezdi. Cümleye dikkat ettiniz mi peki?
Tadından yenmezdi dedim. Türkçede böyle bir deyim var. Tadından yenmemek. Olsun
da yemeyelim diyeceğim bende.
Bazen her şey
kol kola girip, halay çekerek üstümüze gelir. Bazen kişisel düzenimiz yerinde görünse
bile, ağzımızın tadını bozacak bir şeyler çıkar. Çocuğun yazılısı kötü geçer,tam imza atacakken anlaşma bozulur, kredi kartının ekstresi fazla gelir, bir bakmışsın yine benzine zam gelir, v.s,v.s… Hal böyleyken, durmadan
birşeylerle mücadele halinde iken, gel de sinirini zıplatma.Gel de öfkelenme,
gel de sakin ol.Gel de sev her şeyi. Mümkün müdür bu? İçsel huzuru korumak
nasıl olur ki? Kişisel gelişim yazılarında, facebookta, şurda burda, akışta ol diye birşeyler paylaşıyorlar.Akışa
bırak, akışa bırak.Olsak olsak lav olup, yanardağlardan akarız diyeceğim
geliyor bazen.
Hiç
öfkelenmeyecek miyiz? Hiç kızmayacak mıyız? Kırılmayacak mıyız? İnsanız kardeşim, robot değiliz ki..
Duygularımız var, hem de en babasından. Ne olacak, hep bastıracak mıyız?
Elbetteki hayır!!
Bastırdığımız
duygular, düdüklü tencere misali patlar bir an, hemde küçücük bir şeyden.Bazen
duyarsınız, yaa hiçbir şey yokken, birden çıldırdı deriz. Aa, sana ne dedim ki
bu kadar alındın deriz. Duygu patlamasını yaratan o an yaptığınız değildir ki.
İçerde birikmiş, bastırılmış ne varsa, incir çekirdeğini doldurmayan bir olayda
dışarı fırlar. Çünkü istihap haddi dolmuştur. Artık taşıyamıyorum der özünüz. Yeter
artık diye bağırır. Tüm bunlar, kendimizi istediğimiz gibi ifade edememekten
kaynaklanır. Bazen ayıp olmasın diye, bazen karşımızdaki kırılmasın diye, bazen patron kızar diye. Tutarız
tutarız, sonra bumm..
Yaşadığınız, gerçek bir olay üzerinde açıklamak çok daha
somut olurdu ama, buradan ancak genel
ifadelerle anlatabiliyorum.
Akışta olmayı
yaşamak: Birinci aşamada olanlar için, olumlu ya da olumsuz, günlük hayatımız
içerisinde hissettiğimiz duyguların analizini yaparak, onların arkasına
gizlenenleri çözmek . Şifre çözücü gibi:) Görünen ve görünenin arkasındaki.. Bu,
kendini keşfetme yolundaki ilk adımdır. Sakinliğini koruyamayabilirsin. Çok
doğaldır. Kendini analiz etmeye devam et.
Emin olun,
ikinci adımda bu analizleri daha serinkanlı yapacaksınız.
Üçüncü
adımda, ki bana göre tadından yenmeyen kısım burasıdır; Kendini dışardan
izlersin. Çok eğlencelidir:) Bu içsel yolculukta, kendine tanık olmak diye
anlatılan durumdur.
Hayat, insanın
kendini keşfetmesi için tasarlanmış bir oyundan ibaret. Bu dünyaya gelirken,
herkes oyunda bir rol seçmiş. Aslında herkesin geliş amacı aynı. Hepimiz
değerliyiz, hepimiz biriz, hepimiz önemliyiz diye anlatılmak istenen budur.
Basit bir örnekle, bir filmdeki kötü karakteri sevmeyiz ama, filmin oyuncusudur. İyi karakterde öyle. Şimdi
söyleyin hangi oyuncu önemsiz?? Hepsi önemli değil mi? Birini çıkartırsak,
senaryo bozulur. Ne gereksiz insan diye gördüğünüz kişiler varsa, unutmayın,
sizin senaryonuzda onun mutlak bir rolü vardır, keşfetmeye çalışın.
Yaradan,
hiçbir şeyi sebepsiz sokmaz hayatımıza. Bizden istediği tek bir şey vardır. Kendi
özümüzü keşfetmemiz. Tüm öğretilerin amacı budur. Bunu fark ettiğinizde,
içinizdeki huzur kapısını açmış olursunuz.
Keşfimiz
daim olsun, sevgiyle ve aşkla…
Ayşe Sarı
12 Ağustos 2013 Pazartesi
HAYATA İNAT..
Bugün tüm duygularım ı gömesim var. İçimdeki tüm inançları, inanmışlığ ı. Bunu mu yaptırmak istiyorsun hayat? Bugüne kadar tüm yaşanmışlı klara inat kaybetmedi ğim inancımı yok edeyim mi istiyorsun , söyle? Hep sobeledin beni, öğren artık dedin.
Dedin de öğrenemedi m ki ben. İnadına direndim içimdeki saflığa tutundum. Safça inancım korudu beni, senin yakıcı sobelerind en. Yandım ama, saflıktı yangınımı serinleten .
Öğrendim ki saflık dokunulmaz lıkmış. Renkli film son versiyon oyunları, siyah-beya za çevirip hakikatini gösterip beni kolladığın için teşekkürle r dokunulmaz saflığım. Hiçbirşey bozamadı seni bugüne kadar. Sen beni sobelemeye çalışırken , tüm haylazlığı mla guguuk diyorum sana hayat. Burdayım işte, acımadı kii:)))
5 Temmuz 2013 Cuma
SENİ SEVİYORUM HAYAT!!
Bir metrekarelik
pencereden, gökyüzüne bakıp, evreni kucakladığın olur mu hiç? Tüm
insanlığı içine, o küçücük kalbine sığdırdığın...Seni seviyorum hayat, gökyüzü
kararsa da bazen, ardından çıkan güneşini, çılgın gibi yağan yağmurunda çıkan
toprağın kokusunu, esen rüzgarın içindeki çiçeklerin kokusunu.... Köşe
başındaki simitçinin, yaşadığı zorluklara rağmen, mücadelesine tutunuşunu....Seni seviyorum hayat, çapkınca
bana göz kırpışını...Seviyorum....Seni ve beraberinde getirdiğin
herşeyi..Seviyorum, seviyorum işte...Seni sevmeyi seviyorum...Gözümü budaktan
esirgemeden, bodoslama seviyorum ....Işığa tutkun pervane gibi, saf sevgiye
tutkunum, yanacağımı bile bile...
Ey aşk, güzel gönül,kalbimdeki çarpıntını,içimdeki
heyecanını seviyorum...Bir dur, bir bak kendine diyorum.Yok, durmuyorum.Hayatla
yol alıyorum.İçimdeki sonsuzlukla,kalbimdeki çırpınışla,gözümdeki yaşlarla
gülümsüyorum hayatıma.
Biliyorum ki güneş, her zaman var,orada ve o da bana
gülümsüyor.Karşılıklı bakışıyoruz,kur yapıyoruz birbirimize kimselere
çaktırmadan.. Birbirimizden haberimiz yokmuş
gibi..
Bazen yoruyorsun beni,ilk tenhada kendimle kucaklaşıyorum
kimselere belli etmeden, hasret gideriyorum kendimle.Ne güzelsin diyorum, bedenime sığmayan kalbime bakıp,bazen şaşıyorum kendime.İlk fırsatta buluşma
sözüyle ayrılırken kendimden, yüzümü gözümü boyuyorum, makyaj yapıyorum
bildiğin..Karışıyorum yine kalabalığın arasına.Makyaj kalabalığa uymak için. Farketmesinler
diye.Özgürce dolaşıyorum, kalabalığın içinde fark edilmeden.
Hayatın kokusunu içime çekiyorum,ciğerlerim patlayıncaya,
soluksuz kalıncaya kadar.Seni solumalıyım diyorum hayata.Öyle ki sen ve ben bir
olmalıyız, iç içe, ayrılmadan, aşıklar gibi.
Ben seni çok
seviyorum hayat.Sade seni yaşamak için tüm eylemlerim,isyanlarım, herşeyim..
Bazen kalabalığında nefesim tıkanıyor, o zaman yine kaçıyorum ilk tenhaya, tüm boyalarımı temizliyorum
kendimle buluşurken.Dokununca ellerime bulaşıyor boyalarım,çıkarabildiğim kadar
çıkarıyorum.Saf güzelliğimi görebileyim diye.Her buluşmada daha az boya kalıyor
elimde,gittikçe şeffaflaşıyorum sanki.Boya tutmayacak gibi artık.Nefes alıyor
tüm hücrelerim...Böyle çıplak mıyım ne? Aldığım nefesi tüm bedenimde
hissediyorum.Korkuyorum.Böyle çıplak ve boyasız çıkarsam kalabalığa,şeffaflığı
fark etmezler,kırılacağımdan korkuyorum.Saydam bedenimle,boyasız girebilir
miyim ki kalabalığa?
Bu kez tenhadan, ilk kalabalığı kolluyorum. Sessizce
süzülürken aralarına,boyasız birçok bedenle karşılaşıyorum şimdi.Boyasız
çıplakların kalabalığı sarıyor etrafımı.Artık her an tenhadaymışım gibi,hayatı
ortak soluyorum onlarla. Derin derin çektiğim nefeslerle, ölürken
dirilmişcesine etrafa gülümsüyorum hu
diyerek.
Güneş, boyasız
çıplakların tenine yansırken, renklerinin güzelliğine bakıp hay allah diyorum.Birden koyu bir lacivert
kapatıveriyor güneşi, sonsuz bir karanlığa bürüyor heryeri. Tüm kalabalık,
boyalısı, boyasızı,cümle alem nefesini tutuyor sanki beklerken...Yavaş yavaş
lacivertin sonsuzluğundan güneşin, turuncuları görünüyor az sonra. O güzel
turuncu beyaz ışık yavaş yavaş yırtarken
laciverti, tuttuğu nefesi de yavaşca salıyor cümle alem. Derinden bir ohh sesi
yankılanıyor semaya, korkuttun bizi,
aşk olsun.....
Ve öyle de oldu.AŞK
OLSUN:)))
25 Şubat 2012 Cumartesi
Hayat Oyunları
Yaşam, kendi döngüsünü sürdürürken, bazen midemize yumruk yemişçesine acı duyduğumuz beklenmedik olaylar yaşarız. Bazen de büyük sevinçler… İçinde bulunduğumuz şuana kadar, yaşadıklarımızı bir an düşündüğümüzde, film kıvamındaki hayatımızda ne çok şey geçmiştir. Acı, tatlı, komik bir sürü şey. Bazen istediğimiz gibi olmuştur , bazen de hiç istemediğimiz olayları yaşamak zorunda kalmışızdır. Geleceğimizi merak ederiz ne olacak diye düşünürüz elde olmadan. Düşünceler, kaygı taşıyorsa eğer, çırpınıp dururuz kimseye belli etmeden. Olaylara hangi yönden bakıyorsanız, size o yüzünü gösterecektir hayat… İşin sadece sıkıntı boyutunda iseniz, sıkıntıyla yaşarsınız, farkına varmadan… Hangi pencereden bakıyorsunuz? Gökyüzünü hep bulutlu görenler, aralardaki mavilikleri asla fark etmezler, aslında mavilikler hep ordadır. Biz, neyi istemediğimize öyle takılırız ki, asıl istediğimizi görmeyiz.
Her şey yolundaysa, çok şükür
işler iyi, çok şükür işler yolunda deriz. Terslikler varsa hayatımızda, şikayet durumuna
geçmişizdir . Eğer orta yaş üzerindeyseniz, sağlığım iyi, buna da şükür diye
replik değişir hemen.
Problemler her zaman hayatın
içinde vardır oysa... Burada, huzur duygusunu bize unutturan şey, problemler değil, ruh
halimizdir. Bizim, sorunları yaşarken, ortaya koyduğumuz duygulardır. Hayatınıza
huzur getirecek adımları atmazsanız, stresle yaşarsınız.
Biz, kendimizi tüm
samimiyetimizle kabullenmemişken, dünyadaki varlığımızdan mutlu değilken,
yaratıldığımız için teşekkür etmemişken, hayatı ve getirdiklerini nasıl
kabulleniriz ki? Bu dünyaya acı çekmek için geldiğinizi hiç düşündüğünüz olmadı
mı? İçimizde gizli kalmış bir sürü öfkeyle yaşadığımızın farkında mıyız? Hep
bir şeyleri tamamlamaya uğraşırız. Oysa ki tamamlamak durumunda olduğumuz tek şey hayattır. Bize
verdiklerine ve vermediklerine teşekkür ederek, vermediklerinin de bir sebebi
olduğunu düşünerek sakin durmalıyız.
Yaşamımızdaki iniş çıkışların
içinde savrulmadan, kendi gücümüzü
keşfetmenin ilk adımı varolanı
kabullenmektir. Kabullenmenin ilk adımı kendimizi sevmekle başlar. Kendini
sevmek, hayatı sevmektir derler. Herkes kendini sevdiğini zanneder, oysa sevenler
çok azdır. Bunu anlamak için aynada kendinize bakıp, tüm içtenliğinizle
gülümseyin. Ne kadar samimi buldunuz merak ediyorum. Çok sevdiğiniz birisini
gördüğünüzdeki gibi mi? Kendi yansımanıza bakarken gözleriniz parlıyor mu?
Coşkuyla, gözleriniz parlayarak
kendinize bakabiliyorsanız, gerçekten kendini sevenlerdensiniz demektir.
Güne başlarken, içten, sımsıcak
bir gülümsemeyle kendinize bakın ve seni seviyorum deyin Yaşadığımız anı güzelleştirmek her zaman bizim
elimizdedir. Unutmayın değişen olaylar değil, sadece duygulardır. Gülümseyin,
griliklerin arasındaki maviliği göreceksiniz. Farkedilmek için sadece
gülümsemenizi bekliyor, orada ve her zaman olduğu yerde duruyor.
Sevgiyle Kalın,
Ayşe Sarı
ayse.sari74@gmail.comAyşe Sarı
“Deme bu neden böyle, yerindedir
o öyle! Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler…..”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)