sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2015 Salı



YASAM, RAZI OLMA SANATIDIR.NEYE RAZI OLDUGUN, YADA OLMADIGIN, SENIN YASAM KALITENI BELIRLER.
Ayse Sari



11 Nisan 2015 Cumartesi



İLİŞKİLERDE ETKİLİ İLETİŞİM “PİN KODU” SEMİNERİ
 


Yaşamda her ilişkinin kendine özgü ve değişen bir dinamiği vardır. Doğduğumuz günden bu yana başlayan yaşam serüvenimizde kalıcı, gelip geçici görevleri olan yüzlerce kişiyle iletişim kurar, bu iletişim şeklimizle ilişkilerimizi düzenleriz.
İlişkilerimizdeki en temel yanlış sevmeye layık bulduğumuz kişiyi, kişileri "-meli, -malı'lar"la sevmektir.
Kimse bizim idealize ettiğimiz resme benzemez.Çünkü hepimizin hamuru farklı bir yaşam öyküsüyle yoğrulmuştur.
İlişkilerde etkili iletişimin yolu kişinin kendisiyle kurduğu uyum ve ahenkten geçer. Kişi kendisiyle sağlıklı bir diyalog içindeyse, bunu ilişkilerine de olumlu olarak yansıtır.
Evet, yine çok keyif alacağınızı düşündüğüm , hem kendimize hem de ilişkilerimize ayna tutacağımız bir seminer daha...
İlgi duyan herkesi bekliyorum👪
️📚👓

Program
---------------------------
Aktivite
İdealize İlişkiler
Etkili Iletişimin PİN kodu
- Sandviç Metodu
- Duygusal Kredi Hesabı
- Iletişim Stratejileri
- Meditasyon

Eğitmen: Ayhan Osmanağaoğlu
Yer: POZITIF ATÖLYE
Bağdat Cad. Eren Apt.No:346/B Kat:1Erenköy/IST
Tarih : 18 Nisan 2015 C.tesi
Saat : 12.30-14.30

Katılım bedeli : 50 TL (ikram dahil)
Lütfen katılımızı bildiriniz.
Gsm: 0535 396 91 26

7 Nisan 2015 Salı


DAVET

3 EĞİTMEN- 3 FARKLI KONU 
10 Nisan Cuma saat 14:00 ve 19:30'da
Yelda Çetiner :Holistik Nefes ve Holistik Nefes Koçluğu Eğitimi
Ayşe Sarı:Yaşam Sohbetleri
Artun Erzurumoğlu :Konstelasyon ve Neocoaching Eğitimi
Tanıtım Toplantımıza Davetlimizsiniz

İletişim Tel: 0 535 396 9126- 0216 368 54 88


Adres :AYŞE SARI POZİTİF ATÖLYE /BAĞDAT CADDESİ EREN APT.B BLOK NO:346 KAT:1 DA:3 ERENKÖY-KADIKÖY / İSTANBUL

 (ERENKÖY DİVAN PST.KARŞISI-ENGLİSH HOME ÜSTÜ)

11 Kasım 2014 Salı



İNANÇ  NEDİR?


Her insanın gönlünde yatan aslanları vardır.Maddi ve manevi istekleri.Bazı anlar maddi istekler ağır basar, bazen de manevi istekler.Bir sarkaç gibi gider gelir arzularımız.Ve hayat sürprizleriyle bize kucak açar. Bazen acı, bazen tatlı sürprizler.Bu belirsizlik,zamanın ne getireceğinin bilinememesi insanoğlunu merak duygusunu kışkırtıp, araştırmalar yapmasına neden olurken, zaman içinde de hayatın sistemini çözmesini sağlamıştır.

Dini öğretiler kaderden bahsederken, tanrısal iradeyi külli irade olarak adlandırıp, ardından da insanın da iradesi var, o da cüz-i irade demişlerdir.Bu da akıllara bir başka soruyu getirmiş, külli irade yani bütünün tanrısal olanın, allahın iradesi herşeye hakimse, benim cüz-i denilen kısmi iradem nerde işe yarayacak diye düşündürmüştür.

Bilim adamlarının yıllar yılı yaptığı araştırmalar şunu göstermiştir. İnsanın bilinçli zihniyle düşündüğü, bilinçaltında duygu olarak örtüşüyorsa, düşüncelerini  gerçeğe dönüştürebilmektedir.

Korktuğum başıma geldi  dediğiniz hiç olmadı mı? Ya da içten içe gerçekleşmesinden tedirgin olduğunuz,olmasın diye dua ederken bile, olacağını biliyorum diye hissettiğiniz durumlar? Bazen de  şaşırtıcı şeyler olur. Herşey kötü giderken, içinizde nereden geldiğini bilemediğiniz bir ferahlık vardır.

Yeryüzünde yaşayan  yedi milyar insanın, farklı dilleri, farklı inançları, farklı mezhepleri var iken, hepsinin  dilekleri duaları nasıl kabul olmaktadır? Yaratıcı, Allah hangi dine mensuptur?  Afrikalı ilkel yerliler,totemlere tapınırken duaları reddedilmekte midir? Ateistlerin hiçbir duası kabul değil midir?

İnanmak, insanın yaradılış özelliklerindendir. Ve ihtiyaçtır.Ateistler de, yaratıcı kavramına inanmayı reddederek, inançsızlığa inanmaktadırlar. Sonuç olarak herkes bir şeye inanır.

İnanç, kişinin kendini güvende hissetmesini sağlar. İnandığımız şey ne ise, onun varlığını hissettiğimiz ölçüde güvenlikte ve huzurlu oluruz. Huzur ve güven arayışı hiç bitmez, ta ki gerçek huzur ve mutluğun nerede olduğunu  idrak edinceye kadar...

Gerçeğin yolunda,sevgiyle..

 AYŞE SARI

www.aysesari.com
 Ayşe Sarı Pozitif Atölye© Marka Tescillidir.

19 Ekim 2014 Pazar

YAŞAMINIZI YENİDEN YARATMAYA 

HAZIR MISINIZ?

RYL SERTİFİKA PROGRAMIM BAŞLIYOR.



DÜŞÜNCELER MİDİR KADERİMİZİ YARATAN?
YOKSA KADERİMİZ Mİ DÜŞÜNCELERİ YARATIR?

İNSANIN KENDİ HAYATINDA DEĞİŞİM YARATABİLMESİ ÖNCE BU BİLMECEYİ ÇÖZMESİYLE BAŞLAR.

RYL (RECREATE YOUR LİFE) "YAŞAMINI YENİDEN YARAT"

SERTİFİKA PROGRAMI İLE, KENDİ HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEYİ ÖĞRENECEKSİNİZ.
Sürdürmekte olduğumuz yaşamımızı,yeniden tasarlamak,içsel gücümüzün mucizeleriyle tanışmak ister misiniz?
"RYL"(RECREATE YOUR LİFE- YAŞAMINI YENİDEN YARAT)" eğitimim Kasım ayında başlıyor.
İsteklerinizin gerçekleşmesi bir türlü mümkün olmuyor mu?
Şans, bir şekilde sizden uzaklaşıyor mu?
Para ve bolluk, bir türlü size gelmiyor mu?
Aşk yada evlilik hayatı istediğiniz gibi gitmiyor mu?
Yaşam planınızı yeniden düzenleyerek,size engel olan nedenleri ortadan kaldırabilirsiniz.
YEDİ BÖLÜMDEN OLUŞAN EĞİTİMİM,YEDİ HAFTA SÜRECEKTİR.EĞİTİM SONUNDA,YENİ YAŞAMINIZA MERHABA DERKEN, KENDİNİZİ YENİDEN KEŞFEDECEKSİNİZ..
PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLAYANLARA, UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLECEKTİR.
EĞİTİM PROGRAMIMA KAYIT OLMAK İÇİN:05353969126 TELEFONA İLETİŞİM BİLGİLERİNİZİ BIRAKABİLİR, ayse.sari74@gmail.com  ADRESİNE MAİL ATABİLİRSİNİZ.
.BİR GRUP 7 KİŞİYLE SINIRLI OLACAKTIR.

SEVGİYLE VE FARKINDALIKLA DOLU MUTLU GÜNLER DİLİYORUM.
A
YŞE SARI

11 Ekim 2014 Cumartesi


DUYARLILIK VE DUYGUSALLIK

Duygularımızın şefkat, sevgi gibi güzel isimleri, nefret, öfke gibi kötü isimleri olabilir. Sevgiye duyduğumuz ihtiyaç gibi, bazen öfkeye de ihtiyaç duyabiliriz. Neden kaynaklandığını fark etmiyorsa, duygular insanı körleştirir. Rüzgara kapılmış yaprak gibi savurup durur...
Duygusallık yanılsamadır. Duyarlılık farkındalıktır. 
Farkındalığımız arttıkça, duyarlılığımız artar, duygusallığımız azalır.

Duygularımızı yaratan, düşüncelerimizdir.
Aşk filmi izlerken duygusal, korku filmi izlerken ürkek, savaş filmi izlerken cesur, komedi filmi izlerken neşeli, dramatik bir film izlerken üzgün oluruz.
Bu duyguların hangisi senin? Hangisi kalbinden geliyor öyleyse?
Duyguları,zihnimizin algıladığı görüntüler yaratır. Bu yüzden sürekliliği yoktur. Bir an mutlusundur, bir an üzgün, ağlıyorsundur, bir an sonra gülebilirsin. Bu değişkenlik, farkındalık yoksa, kendi doğamızdan bizi uzaklaştırır.
Hangi düşüncemizin, hangi duyguyu doğurduğunu fark edebilmek, bizi kendimize tanık yapar. İşte o zaman, kendi dünyamızın farkında olarak yaşamaya başlarız...Orada duyguların esareti bitmiştir, özgürlük başlar...


Yapmak istemediğin şeyleri yapmak, yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demek,ruhunu baskılamaktır.
Ruhunu baskılamak, olmadığın kimse olmak, özüne yabancılaşmaktır.
Bu, kendini yok etmek, yavaşça zehirlenmek ve yavaş yavaş intihar etmektir.
İnsan neden kendini baskılamayı seçer?
İnsan kendine, ruhuna neden zulmeder? Zulüm yaptığının ne kadar farkındadır?
Yaşadığını zanneden bedenlerin içinde, ölü ruhlar...
Yaşamak için, hepimiz şansı hak ediyoruz.
Bu şans bize başkası tarafından verilmeyecek,kendimiz yaratacağız....


Ayşe Sarı
www.aysesari.com


20 Eylül 2014 Cumartesi

"MUTLU YAŞAMI YARATMA" ATÖLYESİ


                         "MUTLU YAŞAMI YARATMA"  ATÖLYE ÇALIŞMASI




Pozitif Atölye'de "Mutlu Yaşamı Yaratma" atölye çalışmamız başlıyor.

Günlük yaşamımız içerisinde, bazen başa çıkmakta zorlandığımız durumlar yaşayabilir,nasıl davransam, ne yapsam yada niye hep böyle oluyor dediğimiz durumlar yaşayabiliriz.Bazen çok emin olduğumuz konularda bile soru işaretlerimiz, acabalarımız olabiliyor.

"Mutlu Yaşamı Yaratma" atölye çalışmasının amacı, farkındalığımızı arttırarak, hayatımıza yeniden biçim vermek,sorunlarımıza çözüm üretmek,günlük yaşamın üzerimizde yarattığı stresi azaltıp, huzur ve mutluluğa dönüştürmenin yollarını öğrenmektir.
Bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir zamanda yaşıyoruz.Hepimizin sahip olduğu yada kolaylıkla öğrenebildiği bilgileri hayatımıza uygulama konusunda sıkıntılarımız var.Bu çalışma, duyduğumuz,bildiğimiz ama bir türlü gerçekleştiremediklerimizi hayata geçirmeyi öğretiyor.

Ayşe SARI

Atölye çalışmamız 23 Eylül Salı günü başlayacaktır.
Hafta içi sabah  Salı  ve  Perşembe  günleri 11.00-12.30
Hafta içi akşam  Çarşamba günleri  19.30-21.00 saatlerinde
Atölye Katılım ücreti 30 Liradır.

Katılımcıların, önceden rezervasyon yaptırmaları rica olunur.
e-mail: ayse.sari74@gmail.com
Gsm:0535 396 91 26












3 Haziran 2014 Salı





KUTSAL HAZİNE

Hayat, her şeyiyle bir bütündür. Eğrisiyle, doğrusuyla, güzeliyle ve çirkiniyle. Herşey bize ışık tutmak, karanlıkta kalan, bilmediğimiz yönlerimize dikkatimizi yöneltmemiz için hayatımızda yer alır. Fark edebilelim diye tesadüfler vardır, şanssızlıklar, şanslar, hay aksi dediklerimiz, iyiki olmuş dediklerimiz. Böyle olacağını hiç düşünememiştim dediğimiz bir dolu şey.
Facebookta, bir ara popüler bir oyun vardı. Zaman Tüneli. Hiç oynadınız mı bilmiyorum? Oyun sevmediğim halde, çok oynamıştım. Oyunda dağınık bir oda, veya bir sokak, insanlar, kısaca günlük hayattan görüntüler veriliyor, görüntülerin arasına saklanmış nesneleri bulmanız isteniyordu. Bulamadığınız zaman ipucu kullandığınızda, o nesnenin görüntüsü daha aydınlık veriliyordu ki, siz hemen fark edin diye. Bazen, gözümün önünde duran nesneyi, üzerine ışık gelince farkettiğimde öyle şaşırırdım ki.. Aaa, gözümün önündeymiş..
Gerçek hayatımızda da, kaç kez kurduk kim bilir aynı cümleyi. Nasıl fark etmemişim, nasıl anlamamışım dediğimiz birçok durum olmuştur eminim. Sizin olmasa da, benim böyle durumlarım var. Farkında olmamıza engel olan karanlığımız hepimizin içinde var. Gizlenmiş kaygılar, endişeler, gelecek korkularımız.. Bazen umudumuzu yitirmemek adına da kendi gerçeğimizden kaçmak için ürettiğimiz bahanelerimiz... Yüzleşmek istemediğimiz gerçekleri gizlemek için, zihnimiz öyle güzel bahaneler üretir ki, şaşar kalırsınız.
Gölge taraflarımızı fark edebilelim diye, kaderimizi parlatalım diye, evrenin ışık oyunlarıdır canımızı sıkan şeyler.Eskileirn deyimiyle, her şerde, bir hayır var durumu.. Keşke olmasaydı dediğiniz her olayda fark etmeniz gereken bir gölge yanınız vardır. Fark etmezseniz, kör gözüm parmağına misali tekrar eder durur, kırık plak gibi. Bana tasavvuf eğitimi veren hocam, şikayet ettiğimde hep, plağı nerede çatlattın diye sorardı. Yaşamımızdaki her şey,  negatif ve pozitif, bizim ruhumuzu özgürleştirmemiz için görev yapar. Yeter ki, ışığı üzerine tutun ve gizlenmiş korkuları aydınlatın. Buda bana ait, buda benim duygum diyerek sizde kendinizi artınızla eksinizle bir bütün olarak kabul edin. Beğenmediğiniz yönlerinizi red edip, gizlemeye çalışmayın. Bırakın herkes, sizi olduğunuz halinizle kabul etsin, böyle sevsin. Kendiniz şekle sokmakla uğraşmayın. Ömür dediğimiz vakti, kendimizi ve etrafımız şekle sokarak değil, yaşamın tadına varmak için kullanalım. Hepimizin içinde, kimsenin görmediği, bazen kendimizin bile unuttuğu bir çocuk var, sahip olduğumuz en kıymetli hazinemiz.
Çocuk neden hazinemiz hiç düşündünüz mü? Taşıdığı saf sevgiden. Saf ve masum sevgi, sadece çocuklarda vardır. İçimizdeki çocuk bu yüzden çok değerli. Ona şefkatli davranın. Kendinizi sevin önce, tüm yanlışlarınız ve doğrularınızla, bir bütün halinde. Kendinizi ikiye bölmeyin. Doğallık ve masumiyet, insanın yaşamında, kendine verebileceği en büyük hediyedir. Kendinizi şımartın. Siz bunu hak ediyorsunuz.


İçimizdeki çocuk hep coşkuyla yaşasın, sevgiyle..

Ayşe Sarı
www.aysesari.com

“Toprakta açan güller solar gider, gönülde açan güller daimidir”Hz. Mevlana

19 Mayıs 2014 Pazartesi



AKIŞTA OL  DEDİKLERİ:))
 

Kaç kez sıkıştığınızı, çözümsüz kaldığınızı hissettiniz? İkilemde kaldığınızı, hangisini yapsam daha doğru olur diye düşünmekten baş ağrıları yaşadığınızı?
Hayatın yolları niye tümseklerden oluşur ki? Şöyle otoban kıvamında, dört şerit asfalt yol:)) Tadından yenmezdi. Cümleye dikkat ettiniz mi peki? Tadından yenmezdi dedim. Türkçede böyle bir deyim var. Tadından yenmemek. Olsun da yemeyelim diyeceğim bende.

Bazen her şey kol kola girip, halay çekerek üstümüze gelir. Bazen kişisel düzenimiz yerinde görünse bile, ağzımızın tadını bozacak bir şeyler çıkar. Çocuğun  yazılısı kötü geçer,tam imza atacakken anlaşma bozulur, kredi kartının ekstresi fazla gelir, bir bakmışsın yine benzine zam gelir, v.s,v.s… Hal böyleyken, durmadan birşeylerle mücadele halinde iken, gel de sinirini zıplatma.Gel de öfkelenme, gel de sakin ol.Gel de sev her şeyi. Mümkün müdür bu? İçsel huzuru korumak nasıl olur ki? Kişisel gelişim yazılarında, facebookta, şurda burda, akışta ol diye  birşeyler paylaşıyorlar.Akışa bırak, akışa bırak.Olsak olsak lav olup, yanardağlardan akarız diyeceğim geliyor bazen.

Hiç öfkelenmeyecek miyiz? Hiç kızmayacak mıyız? Kırılmayacak mıyız?  İnsanız kardeşim, robot değiliz ki.. Duygularımız var, hem de en babasından. Ne olacak, hep bastıracak mıyız? Elbetteki hayır!!

Bastırdığımız duygular, düdüklü tencere misali patlar bir an, hemde küçücük bir şeyden.Bazen duyarsınız, yaa hiçbir şey yokken, birden çıldırdı deriz. Aa, sana ne dedim ki bu kadar alındın deriz. Duygu patlamasını yaratan o an yaptığınız değildir ki. İçerde birikmiş, bastırılmış ne varsa, incir çekirdeğini doldurmayan bir olayda dışarı fırlar. Çünkü istihap haddi dolmuştur. Artık taşıyamıyorum der özünüz. Yeter artık diye bağırır. Tüm bunlar, kendimizi istediğimiz gibi ifade edememekten kaynaklanır. Bazen ayıp olmasın diye, bazen karşımızdaki kırılmasın  diye, bazen patron kızar diye. Tutarız tutarız, sonra bumm..

Akışta olmaktan yola çıkıp, konuyu bastırılmış duygulara neden getirdim diye  merak etmiş olabilirsiniz. Burada sözü edilen ilen akış, duyguların akışıdır. İşin püf noktası şu arkadaşlar. Örneğin,bir durum yaşadınız, kızdınız. Dikkat etmeniz gereken tek şey, duygularınızın analizini yapmaktır. Sizde kızgınlık duygusunu yaratan davranış yada olay neydi? Bu olayda kızgınlığın arkasına gizlenmiş başka  hangi duyguları yaşadınız? Sır, görünende değil aslında.O maskesi.Sır, onun arkasına saklanmış duygularda:)

Yaşadığınız,  gerçek bir olay üzerinde açıklamak çok daha somut  olurdu ama, buradan ancak genel ifadelerle anlatabiliyorum.
Akışta olmayı yaşamak: Birinci aşamada olanlar için, olumlu ya da olumsuz, günlük hayatımız içerisinde hissettiğimiz duyguların analizini yaparak, onların arkasına gizlenenleri çözmek . Şifre çözücü gibi:) Görünen ve görünenin arkasındaki.. Bu, kendini keşfetme yolundaki ilk adımdır. Sakinliğini koruyamayabilirsin. Çok doğaldır. Kendini analiz etmeye devam et.

Emin olun, ikinci adımda bu analizleri daha serinkanlı yapacaksınız.
Üçüncü adımda, ki bana göre tadından yenmeyen kısım burasıdır; Kendini dışardan izlersin. Çok eğlencelidir:) Bu içsel yolculukta, kendine tanık olmak diye anlatılan durumdur. 

Hayat, insanın kendini keşfetmesi için tasarlanmış bir oyundan ibaret. Bu dünyaya gelirken, herkes oyunda bir rol seçmiş. Aslında herkesin geliş amacı aynı. Hepimiz değerliyiz, hepimiz biriz, hepimiz önemliyiz diye anlatılmak istenen budur. Basit bir örnekle, bir filmdeki kötü karakteri sevmeyiz ama,  filmin oyuncusudur. İyi karakterde öyle. Şimdi söyleyin hangi oyuncu önemsiz?? Hepsi önemli değil mi? Birini çıkartırsak, senaryo bozulur. Ne gereksiz insan diye gördüğünüz kişiler varsa, unutmayın, sizin senaryonuzda onun mutlak bir rolü vardır, keşfetmeye çalışın.

 Yaradan, hiçbir şeyi sebepsiz sokmaz hayatımıza. Bizden istediği tek bir şey vardır. Kendi özümüzü keşfetmemiz. Tüm öğretilerin amacı budur. Bunu fark ettiğinizde, içinizdeki huzur kapısını açmış olursunuz.
Keşfimiz daim olsun, sevgiyle ve aşkla…


Ayşe Sarı

 "Keşfetmek için yaşıyorsan, her an yeni bir keşiftir" 


20 Nisan 2014 Pazar




DAVET


22 NİSAN SALI-SAAT:14.00
CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ
A SALONU



SEVGİ NEFES ALMAK, SU İÇMEK GİBİ TEMEL İHTİYACIMIZ.
SENİ SEVİYORUM DİYEN HERKES, DOĞRU MU SÖYLÜYOR?
BUNU NASIL ANLAYABİLİRİZ?
SEVGİ DİLİNİ OKUMAK İÇİN, İPUÇLARI NELERDİR?
BUNU MERAK EDEN HERKES, SEMİNERİME DAVETLİDİR.

KATILIM ÜCRETSİZDİR.


19 Nisan 2014 Cumartesi





Merhaba,

Nlp seanslarım ve diğer koçluk çalışmalarımla ilgili bilgileri www.aysesari.com web sayfamdan takip edebilirsiniz.
Sevgilerimle,

Ayşe Sarı

14 Şubat 2014 Cuma




AŞK, SEN NİYE BU KADAR GİZEMLİ VE GÜZELSİN...


Kainat aşkla yaratılmış derler."Habibim kainatı senin için yarattım demiş Allah, Hz.Muhammed'e.
.Hz. Mevlana, aşkla yandıktan sonra yazmış, Mesnevi'yi..
Ferhat dağları delmiş, Mecnun Leyla'nın aşkından çöllere düşmüş..

Herkesin içinde aşk özlemi, bunca şarkılar,şiirler, romanlar aşk için yazılmış.Hala da yazılmakta.

İçimizde hep  bir kahraman  sevgili yada dünyalar güzeli bir kızın tek sahibi olma  hasreti. 
Filmlerdeki aşk sahneleri ağlatıyorsa bizi,hele birde esas oğlan, sevdiği kız için ölümü göze almışsa vay halimize..
İçten içe kıskanırız, keşke bizim içinde ölümü göze alacak biri olsa / dünyalar güzeli bir kız bize aşık  olsa:))
Esas oğlanın cesareti mi? Yoksa aşkı için canından bile vazgeçebilmesi midir bizi derinden etkileyen?
Yada dünyalar güzeli kızın seçtiği erkek olma payesini taşımak mı?



Niye aşk hep acıyla yanyana anılır?
Niye büyük aşklar hep ayrılığı hatırlatır?
Niye tutunur insan sevgiliye?
Niye korkar birgün benden vazgeçerse diye?
Niye hep sevildiğini duymak ister?
Niye hep özlesin ister?
Niye ki?


Aşk, sen niye bu kadar gizemli ve güzelsin...

Aşk olsun...

Ayşe Sarı

Sevgiliden bir parça sevgi alıp bana verenler, 
Buna karşılık canımı alıp sevgiliye verdiler.FUZULİ

24 Ağustos 2013 Cumartesi







   


             YOLCULUĞUM...


   Ben hakikat yolcusuyum. Bilirim ki bu yolda taşlar var... Takılınca ayağım, döner içime bakarım. Bilirim ki izdir o taşlar. Kendi hakikatime giden izlerim. İyi iz sürmek lazım bilirim.
Taşlı topraklı yollardan gönlüme varmak isterim. Sonsuzluğun içinde, hakikatimi yaşamak isterim. 

Hayatımda olan herşey için şükretmekteyim. Beni zorlayan, ağlatan, kızdıran, öfkelendirenlere de, gülümseten, mutlu eden, heyecanlandıranlara da. Bilirim ki, herşey bir bütün halinde kendimi görebilmem için  uğraş verir. Bunu yaparken, farkında olurlar ya da olmazlar, bunu  bilmem... Bildiğim benimde onların hayatına kendi yüzleşmeleri için girdiğimdir.

Bilmeye rağmen içimde yaşadığım kırgınlıkları hemen iyileştiremiyorsam, biraz daha zamana ihtiyacım olduğundandır. Kendime şefkat gösterir, tamamlanmam için zaman veririm. Çevreme gösterdiğim anlayışı kendime de gösterir, affederim...

Bilirim ki, kendime olan sevgim, hoşgörüm, kabulüm çoğaldıkça, varlığımın zenginliğini, renklerimi de yaşar yaşatırım....

Ben hakikat yolcusuyum. Bilirim ki bu yolda taşlar var... Takılınca ayağım, döner içime bakarım. Bilirim ki izdir o taşlar. Kendi hakikatime giden izlerim. İyi iz sürmek lazım bilirim.  Sonsuzluğun içinde, kendi sonsuzluğumsa tüm yaşadığım....Bir nefestir, hayata verdiğim,bilirim.......

Marifetin buysa, gönlüme razı ol isterim....


.


16 Ağustos 2013 Cuma



 SES VE NEFES

Kimsem yok  benim. Tek başıma bir savaş alanının ortasında durur gibiyim sanki. Gülümsemeyle karşılıyorum gelen hamleleri. İzliyorum sessizce, içimdeki çığlıklar belli olmasın diye öyle eğitmişim ki kendimi... Artık çığlık  falanda kalmamış. Alışık değildi  bünye sessizliğe, ne oluyor sana dedi. Kendinde misin? Evet dedim. Kendimdeyim. Öyle ki, kendime  hiç böylesine yakın olmamıştım. Durup, izlemeye devam dedim.


Ey gönül, senin sesini duyduğumdan beri, en güzel nağmeyi bile istemez oldum. Bu can seninle nefes alır artık. Değil mi ki, duyurdun bana sesini, ben ses oldum, kendimden dışarı bakmaz oldum. Varsın devam etsin meydandaki savaşlar. İçimdeki meydanda er olmuşum. Baş vermişim can olmuşum. Ey gönül, değilmi ki ben sen olmuşum, bir hayy gelmiş, ben ses olmuşum... Hayrola, hakk yol ola, meydana gelmiş erler, yola yoldaş ola. Huu diyelim erenler, canımız yola baş koya. Hak erenler nefesi her dem, vuslata nail ola.
Aşkımız daim ola.....

12 Ağustos 2013 Pazartesi


YAĞMUR

Gökyüzü gibi kalbim.Dünkü güneşimden eser yok bugün. Yağmur bulutları küme küme. Ansızın sağanak başlıyor.Yağmur rahmettir derler..Rahmet boşalırken gözpınarlarımdan, toprağım emiyor onu derinlerine...


Belli ki daha bereketli olmak istiyor, doymuyor...Acı değil yaşadığım, ızdırap değil. Durup bakıyorum ona. Çırptığım kanatlarımın rüzgarı bu. Rüzgar ardına katmış bulutları...Yavaşlarken kalbimin yağmuru,sanki yorulmuş, dinlenmeye ihtiyacı var. Dur diyorum, dur artık, dinle beni...Aşk, sanadır tüm sağanaklarım. Rahmetinin ardından gelen o kokuyu soluyorum. Daha yakınız artık. Biliyorum.

Aşk Olsun....

PERVANE

 Aşk bütün olmalıydın.Kalbimde bir alev topu var sanki.Seni düşününce gelen serinliğim, gözlerimden süzülen yaşlar. İçime içime girip, o alevi rahatlatmak istiyor. Niye tanrım niye derken, diyemiyor öbür yanım. Öbür yanım biliyor O ışığı nerden tutarsa, ben oraya koşarım. 

Işığı yukarıya çekti gökyüzüne. Yüzümü ona çevireyim diye. Bekliyor, o istediği zaman yeniden yansıtacak aynadan. 

O da biliyor, aslında aynada olsa baktığım, ışığımın yukardan geldiğinin farkındayım. Kristal olayım istiyor, oradan buradan işliyor beni.Yine farkındayım. Küçük bedenim dar geliyor kalbime. Göğsüm yarılacak da dışarı çıkacak hissediyorum. Etrafta bir sürü kalabalık, görmüyorum birşeyi. Gönlümün içinde duruyorum....

Aşk olsun...

5 Temmuz 2013 Cuma

SENİ SEVİYORUM HAYAT!!


Bir metrekarelik  pencereden, gökyüzüne bakıp, evreni kucakladığın olur mu hiç? Tüm insanlığı içine, o küçücük kalbine sığdırdığın...Seni seviyorum hayat, gökyüzü kararsa da bazen, ardından çıkan güneşini, çılgın gibi yağan yağmurunda çıkan toprağın kokusunu, esen rüzgarın içindeki çiçeklerin kokusunu.... Köşe başındaki simitçinin, yaşadığı zorluklara rağmen, mücadelesine  tutunuşunu....Seni seviyorum hayat, çapkınca bana göz kırpışını...Seviyorum....Seni ve beraberinde getirdiğin herşeyi..Seviyorum, seviyorum işte...Seni sevmeyi seviyorum...Gözümü budaktan esirgemeden, bodoslama seviyorum ....Işığa tutkun pervane gibi, saf sevgiye tutkunum, yanacağımı bile bile...
Ey aşk, güzel gönül,kalbimdeki çarpıntını,içimdeki heyecanını seviyorum...Bir dur, bir bak kendine diyorum.Yok, durmuyorum.Hayatla yol alıyorum.İçimdeki sonsuzlukla,kalbimdeki çırpınışla,gözümdeki yaşlarla gülümsüyorum hayatıma.
Biliyorum ki güneş, her zaman var,orada ve o da bana gülümsüyor.Karşılıklı bakışıyoruz,kur yapıyoruz birbirimize kimselere çaktırmadan.. Birbirimizden haberimiz yokmuş  gibi..
Bazen yoruyorsun beni,ilk tenhada kendimle kucaklaşıyorum kimselere belli etmeden, hasret gideriyorum kendimle.Ne güzelsin diyorum,  bedenime sığmayan kalbime bakıp,bazen  şaşıyorum kendime.İlk fırsatta buluşma sözüyle ayrılırken  kendimden, yüzümü  gözümü boyuyorum, makyaj yapıyorum bildiğin..Karışıyorum yine kalabalığın arasına.Makyaj kalabalığa uymak için. Farketmesinler diye.Özgürce dolaşıyorum, kalabalığın içinde fark edilmeden.
Hayatın kokusunu içime çekiyorum,ciğerlerim patlayıncaya, soluksuz kalıncaya kadar.Seni solumalıyım diyorum hayata.Öyle ki sen ve ben bir olmalıyız, iç içe, ayrılmadan, aşıklar gibi.
 Ben seni çok seviyorum hayat.Sade seni yaşamak için tüm eylemlerim,isyanlarım, herşeyim..
Bazen kalabalığında nefesim tıkanıyor, o zaman  yine kaçıyorum  ilk tenhaya, tüm boyalarımı temizliyorum kendimle buluşurken.Dokununca ellerime bulaşıyor boyalarım,çıkarabildiğim kadar çıkarıyorum.Saf güzelliğimi görebileyim diye.Her buluşmada daha az boya kalıyor elimde,gittikçe şeffaflaşıyorum sanki.Boya tutmayacak gibi artık.Nefes alıyor tüm hücrelerim...Böyle çıplak mıyım ne? Aldığım nefesi tüm bedenimde hissediyorum.Korkuyorum.Böyle çıplak ve boyasız çıkarsam kalabalığa,şeffaflığı fark etmezler,kırılacağımdan korkuyorum.Saydam bedenimle,boyasız girebilir miyim ki kalabalığa?
Bu kez tenhadan, ilk kalabalığı kolluyorum. Sessizce süzülürken aralarına,boyasız birçok bedenle karşılaşıyorum şimdi.Boyasız çıplakların kalabalığı sarıyor etrafımı.Artık her an tenhadaymışım gibi,hayatı ortak soluyorum onlarla. Derin derin çektiğim nefeslerle, ölürken dirilmişcesine  etrafa gülümsüyorum hu diyerek.
Güneş, boyasız  çıplakların tenine yansırken, renklerinin  güzelliğine bakıp   hay allah diyorum.Birden koyu bir lacivert kapatıveriyor güneşi, sonsuz bir karanlığa bürüyor heryeri. Tüm kalabalık, boyalısı, boyasızı,cümle alem nefesini tutuyor sanki beklerken...Yavaş yavaş lacivertin sonsuzluğundan güneşin, turuncuları görünüyor az sonra. O güzel turuncu beyaz ışık  yavaş yavaş yırtarken laciverti, tuttuğu nefesi de yavaşca salıyor cümle alem. Derinden bir ohh sesi yankılanıyor semaya,  korkuttun bizi, aşk  olsun.....
Ve öyle de oldu.AŞK OLSUN:)))

13 Mart 2012 Salı


MERHABA DÜNYA, MERHABA ŞARTLANMA !
Dünyaya merhaba dediğimiz ilk andan itibaren, çevremizi yavaş yavaş tanımaya, keşfetmeye başlarız.
Büyümeye başlayıp da, algılarımız arttıkça, tanıdığımız kişi ve nesnelerin etiketlerini de, üzerine yapıştırıveririz. Bu güzel, bu çirkin, iyi, kötü, tehlikeli,.. Biz etiketleme yaparken, bizim de üstümüze aynı hızda yapıştırmalar başlar. Çok yaramazsın, ne akıllısın, uslu durursan istediğini alırım. Yemeğini yemezsen oynayamazsın. Uzuun bir listemiz olur. Etiketlenen her şey bilinçaltında sessizce bekler. Bizde, ailemizin ve çevremizin  yarattığı şartlanmalarla, kendimize şekil veririz. Yıllarla birlikte, olgunlaştığımızı zannederken, aslında çocuk aklımızla oluşturduğumuz şeklin, yetişkin versiyonunu yaşarız. Günümüzde, bilinçaltı korku kalıpları temizliği, çekirdek inanç temizliği diye internette, orada burada çarşaf çarşaf gördüğümüz yayınlar, korku temizliği denilen olayı, yine korkutarak yapar. Eyvah korkum varmış, temizlemem lazım:) Korkuyu temizlemek için, yine korkuyu kullanmak beni biraz gülümsetiyor.

 Sakin bir anınızda, gözünüzü kapatıp,  şuan bulunduğunuz yaştan, gerilere, çook gerilere gitmeyi deneyin. Hatırlayabildiğiniz en küçük yaşınıza gidin. Bulunduğunuz ortamı, o ortamda sizi mutlu eden olayları, mutsuz eden olayları, tedirgin eden olayları düşünün. Ne yapıyordunuz? Anneniz, hangi role büründüğünüzde size daha çok ilgi gösteriyordu? Babanız? Hangi davranışları gösterdiğinizde babanızın ilgisini daha yoğun hissediyordunuz?

Aile tablonuzda, kimin hangi rolü vardı? Mutlu eden olaylar kısmında, mutlu olmanızı sağlayan durum neydi? O durumda hangi hareketleriniz mutluluk ve huzur duygusunu size yaşatıyordu? Aynı şekilde mutsuz ve tedirgin olduğunuz durum ve hareketleri bugününüzle karşılaştırın. Bunu doğru tespit ederseniz, ortak noktaları fark edeceksiniz. Bu farkındalıkla, şuan da hangi olayları neden yarattığınızı, hayatınızdaki insanların görevlerini daha iyi anlayacaksınız.

Göreceksiniz ki, şuan hayatınızda olan insanların sadece adı değişmiş. Eskide varolan herkesin yerini bir başkası almış ve aynı rolü oynamaya devam ediyor. Bu rollerden sıkıldım, artık bitsin durumunda iseniz, kimin neyi neden yaptığını bilmeniz, fark etmeniz gerekli. Bu farkındalıkla istemediklerinizin işine son verebilirsiniz:) Patron sizsiniz:)

Basit bir örnekleme yaparsak, küçükken babasının hep kıymetli kızı olmuş kadınlar, yetişkin olduklarında kendi nazlarına tahammül gösterecek erkeklerin yanında kendilerini daha mutlu hissederler. Burada yaşadıkları duygu, çocukluktaki benzer durumun güncel versiyonu olduğu içindir. Aynı şekilde annelerin kıymetli oğulları da, güçlü kadınları daha çekici bulurlar. Kalıp aynıdır, kişiler değişir. Küçükken, korkunca annemizin eline sıkıca yapışırız, büyürüz, korkunca yine bir eli tutmak isteriz. Bu kez tuttuğumuz el annemizin değildir ama olay aynıdır. Öfkeli davranışların, agresifliğin, içe kapanıklığın yada aşırı sosyalliğin kökenine indiğinizde, ruhunuzun savunma mekanizmasını böylelikle çözümleyebilirsiniz. Bu şartlanmaların farkına vardığınızda, güçlü bir arzuya sahipseniz, hayatınıza çektiğiniz olayları ve kişileri de değişime uğratabilirsiniz. Doğaya bakın, yapraklar her mevsim yenileniyor, bizler ağaçları buduyoruz, daha güçlü dalları olsun diye,..

 Eskiler, insanları nitelerken, sinirlidir ama hamuru iyidir, ya da öyle iyi göründüğüne bakma, hamuru  bozuk gibi kolayca şekil alan maddeleri neden seçmişler ki? Demek ki bir şekil verme yada şekle sokma durumu var diye düşünüyorum. Gelin sizde, birilerinin sizi soktuğu  eskimiş şeklinizi bozun, yeni şeklinizi özgürce yaratın. Şimdi değişim zamanı…
Yeniliğin güzelliği hep hayatınızda olsun…
Ayşe Sarı

 ayse.sari74@gmail.com


 “Herşey dün ile geçti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım”. Hz.Mevlana