duygu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2014 Pazartesi



AKIŞTA OL  DEDİKLERİ:))
 

Kaç kez sıkıştığınızı, çözümsüz kaldığınızı hissettiniz? İkilemde kaldığınızı, hangisini yapsam daha doğru olur diye düşünmekten baş ağrıları yaşadığınızı?
Hayatın yolları niye tümseklerden oluşur ki? Şöyle otoban kıvamında, dört şerit asfalt yol:)) Tadından yenmezdi. Cümleye dikkat ettiniz mi peki? Tadından yenmezdi dedim. Türkçede böyle bir deyim var. Tadından yenmemek. Olsun da yemeyelim diyeceğim bende.

Bazen her şey kol kola girip, halay çekerek üstümüze gelir. Bazen kişisel düzenimiz yerinde görünse bile, ağzımızın tadını bozacak bir şeyler çıkar. Çocuğun  yazılısı kötü geçer,tam imza atacakken anlaşma bozulur, kredi kartının ekstresi fazla gelir, bir bakmışsın yine benzine zam gelir, v.s,v.s… Hal böyleyken, durmadan birşeylerle mücadele halinde iken, gel de sinirini zıplatma.Gel de öfkelenme, gel de sakin ol.Gel de sev her şeyi. Mümkün müdür bu? İçsel huzuru korumak nasıl olur ki? Kişisel gelişim yazılarında, facebookta, şurda burda, akışta ol diye  birşeyler paylaşıyorlar.Akışa bırak, akışa bırak.Olsak olsak lav olup, yanardağlardan akarız diyeceğim geliyor bazen.

Hiç öfkelenmeyecek miyiz? Hiç kızmayacak mıyız? Kırılmayacak mıyız?  İnsanız kardeşim, robot değiliz ki.. Duygularımız var, hem de en babasından. Ne olacak, hep bastıracak mıyız? Elbetteki hayır!!

Bastırdığımız duygular, düdüklü tencere misali patlar bir an, hemde küçücük bir şeyden.Bazen duyarsınız, yaa hiçbir şey yokken, birden çıldırdı deriz. Aa, sana ne dedim ki bu kadar alındın deriz. Duygu patlamasını yaratan o an yaptığınız değildir ki. İçerde birikmiş, bastırılmış ne varsa, incir çekirdeğini doldurmayan bir olayda dışarı fırlar. Çünkü istihap haddi dolmuştur. Artık taşıyamıyorum der özünüz. Yeter artık diye bağırır. Tüm bunlar, kendimizi istediğimiz gibi ifade edememekten kaynaklanır. Bazen ayıp olmasın diye, bazen karşımızdaki kırılmasın  diye, bazen patron kızar diye. Tutarız tutarız, sonra bumm..

Akışta olmaktan yola çıkıp, konuyu bastırılmış duygulara neden getirdim diye  merak etmiş olabilirsiniz. Burada sözü edilen ilen akış, duyguların akışıdır. İşin püf noktası şu arkadaşlar. Örneğin,bir durum yaşadınız, kızdınız. Dikkat etmeniz gereken tek şey, duygularınızın analizini yapmaktır. Sizde kızgınlık duygusunu yaratan davranış yada olay neydi? Bu olayda kızgınlığın arkasına gizlenmiş başka  hangi duyguları yaşadınız? Sır, görünende değil aslında.O maskesi.Sır, onun arkasına saklanmış duygularda:)

Yaşadığınız,  gerçek bir olay üzerinde açıklamak çok daha somut  olurdu ama, buradan ancak genel ifadelerle anlatabiliyorum.
Akışta olmayı yaşamak: Birinci aşamada olanlar için, olumlu ya da olumsuz, günlük hayatımız içerisinde hissettiğimiz duyguların analizini yaparak, onların arkasına gizlenenleri çözmek . Şifre çözücü gibi:) Görünen ve görünenin arkasındaki.. Bu, kendini keşfetme yolundaki ilk adımdır. Sakinliğini koruyamayabilirsin. Çok doğaldır. Kendini analiz etmeye devam et.

Emin olun, ikinci adımda bu analizleri daha serinkanlı yapacaksınız.
Üçüncü adımda, ki bana göre tadından yenmeyen kısım burasıdır; Kendini dışardan izlersin. Çok eğlencelidir:) Bu içsel yolculukta, kendine tanık olmak diye anlatılan durumdur. 

Hayat, insanın kendini keşfetmesi için tasarlanmış bir oyundan ibaret. Bu dünyaya gelirken, herkes oyunda bir rol seçmiş. Aslında herkesin geliş amacı aynı. Hepimiz değerliyiz, hepimiz biriz, hepimiz önemliyiz diye anlatılmak istenen budur. Basit bir örnekle, bir filmdeki kötü karakteri sevmeyiz ama,  filmin oyuncusudur. İyi karakterde öyle. Şimdi söyleyin hangi oyuncu önemsiz?? Hepsi önemli değil mi? Birini çıkartırsak, senaryo bozulur. Ne gereksiz insan diye gördüğünüz kişiler varsa, unutmayın, sizin senaryonuzda onun mutlak bir rolü vardır, keşfetmeye çalışın.

 Yaradan, hiçbir şeyi sebepsiz sokmaz hayatımıza. Bizden istediği tek bir şey vardır. Kendi özümüzü keşfetmemiz. Tüm öğretilerin amacı budur. Bunu fark ettiğinizde, içinizdeki huzur kapısını açmış olursunuz.
Keşfimiz daim olsun, sevgiyle ve aşkla…


Ayşe Sarı

 "Keşfetmek için yaşıyorsan, her an yeni bir keşiftir" 


22 Temmuz 2011 Cuma

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

   Her sabah güne başlarken, bir önceki günden kalan artıklar, zihnimize uğramayı ihmal etmezler. Bizce önemli dediğimiz olaylar çakılıdır beynimizde.Veya yaşayacağımızı düşündüğümüz olaylar, geleceğe ait..
Hep geçmişle gelecek arasında gidip gelirken, yaşamadığımız anlar ise bizi hiç rahatsız etmez.Zaten farkında da değilizdir. Düşünceler o kadar önemlidir ki, Hiç bir zaman sırası değildir şu anı yaşamanın... Çünkü,yapılacak onca iş vardır, ödenecek faturalar, çalışmak lazımdır. Şu işleri yoluna koyayım da, çocuğun okulu bir bitsinde, emekli olayım ondan sonra diye başlayan, ardından da kendimizle ilgili  planlarımızı anlattığımız bir sürü cümle kurarız.

Yaşam akıp giderken, yaşama dair sorumluluklar yerine getirilirken,  kendimizi, isteklerimizi, kendimizle ilgili kurduğumuz planları ne kadar ertelediğimizi fark ediyor muyuz?

Ertelemek, kişinin aslında kendinden kaçışıdır, yaşamdan kaçışıdır. Çevremizdeki herşeyi kapsayan büyük resimde, kendimizi de ait olduğu yere koyma isteğini gösterdiğimizde, belki önceleri karşımıza engeller çıkacaktır. Bu engellerin korkmadan üzerine giderseniz eğer, onların da kaybolduğunu görürsünüz.

Yaşam içerisinde biten bir şey yoktur.İş bitmez, çalışma bitmez. Tüm gün çalışsanız yarın yine yapılacak işler mutlaka vardır.Peki bu bitmeyenlerin içerisinde, bitenin sadece ömrümüzden eksilen günler olduğunun farkında mıyız?


Yaşam bir mücadele silsilesi değildir.Onu mücadeleye çeviren sadece bizleriz.Çünkü bize böyle öğretilmiştir.Halbuki, yaşamda karşımıza çıkan zorlukları kolaylıkla aşmamız, bunları aşarken kendimizi de yaşamamız mümkün. Bunun için önce ne istediğimizi, gerçekte ne istediğimizi bilmemiz lazım...

Çocukluğumuzdan itibaren, bize birçok şey öğretilir. Doğrular ve yanlışlardan oluşan bir sürü düşünce kalıbı.Neden en mutlu anıların çoğu çocukluktan kalanlardır? Hiç düşündünüz mü? Çünkü o anda hayatta oynayacağınız rolün elbisesi henüz size giydirilmemiştir. Orada sadece gerçeğiniz vardır, bastırılmış hiç bir duygu yoktur.Çocukluğumuz en saf haliyle yaşadığımız duygularımızdır.Arkadaşınıza kızdıysanız küsersiniz, korkmazsınız o an... Şimdi kızdığınız birisine küsebilir misiniz? Hayır.Çünkü, iş ilişkiniz vardır, başka şeyler vardır, eğer küserseniz zarar görebileceğiniz düşünüp korkarsınız ve bastırırsınız.
Bastırılmış bu duygular içimizde birikip, zaman zaman olmadık yerde öfke olarak karşımıza çıkar.

Kişisel gelişimle ilgili birçok yazıda da  karşınıza çıkmıştır,   " İçinizdeki çocuğu kaybetmeyin"...

Çünkü,içimizdeki çocuk, bizim saf duygularımızı yansıtır. O çocuğa ne kadar iyi bakarsak, ne kadar yaşamasına izin verirsek, kendimizi de aynı ölçüde mutlu ederiz.
Mutlu  yaşamak için dağlara çıkmamıza, herşeyden uzaklaşmaya gerek yok. Veya uzaydan gelen birisi size mutluluk reçetesi vermeyecek:))  Reçete sizde, içinizde unuttuğunuz çocuk orada bekliyor, mutluluğu birlikte keşfetmeniz için.

Yaşam devam ediyor zaten, günlük iş planınıza içinizdeki çocuk için de randevu vermeyi unutmayın, hergün olmasa da haftada bir ortaya çıkmasına izin verin:)
Size ne kadar iyi geldiğini göreceksiniz.

Mutlu Kalın:)))

Ayşe Sarı
aysesari74@gmail.com